Ressam  :  Giuseppe Arcimboldo (1527-1593)
Resim  :  Summer (1573)
Nerede  : Louvre, Paris, Fransa
Boyutu  : 76 cm x 64 cm
İtaylan ressam Arcimboldo’nun resim kariyerindeki kilit nokta Milano Katedrali’ndeki vitray tasarımları ve Como Katedrali’ndeki Goblen tasarımlarıdır. Yenetenkli tasarımcı Roma imparatorunun buyurmasıyla Viyana Sarayı’na gitti ve burada sadece ressam değil adeta tarihin ilk sanat yönetmeni olarak çalıştı; mimarlıktan sahne tasarımına, imparatorların portrelerine kadar sarayda sanatla ilgili herşey onun sorumluluğunda oldu. Arcimboldo’nun ilginç yönü, 1500’lerin ortasında kübizm, sürrealizm ve dışavurumculuk gibi henüz ortaya çıkmamış akımlara ilham veren eserlerinin olması.  Arcimboldo’nun 20 yy’daki keşfi Salvador Dali sayesinde oldu . İnsanları mevye, sebze, kitap gibi objeler kullanarak resmetmesi ilk kez 1563 yılındaki dört mevsim serisidir. Seri çok beğenilince daha incelikli versiyonlarını 1573’te tekrarladı. Bu eserler, yaşadığı yıla bakıldığında oldukça cesur, esprili ve şaşırtıcıdır. High-res

Ressam  :  Giuseppe Arcimboldo (1527-1593)

Resim  :  Summer (1573)

Nerede  : Louvre, Paris, Fransa

Boyutu  : 76 cm x 64 cm

İtaylan ressam Arcimboldo’nun resim kariyerindeki kilit nokta Milano Katedrali’ndeki vitray tasarımları ve Como Katedrali’ndeki Goblen tasarımlarıdır. Yenetenkli tasarımcı Roma imparatorunun buyurmasıyla Viyana Sarayı’na gitti ve burada sadece ressam değil adeta tarihin ilk sanat yönetmeni olarak çalıştı; mimarlıktan sahne tasarımına, imparatorların portrelerine kadar sarayda sanatla ilgili herşey onun sorumluluğunda oldu. Arcimboldo’nun ilginç yönü, 1500’lerin ortasında kübizm, sürrealizm ve dışavurumculuk gibi henüz ortaya çıkmamış akımlara ilham veren eserlerinin olması.  Arcimboldo’nun 20 yy’daki keşfi Salvador Dali sayesinde oldu . İnsanları mevye, sebze, kitap gibi objeler kullanarak resmetmesi ilk kez 1563 yılındaki dört mevsim serisidir. Seri çok beğenilince daha incelikli versiyonlarını 1573’te tekrarladı. Bu eserler, yaşadığı yıla bakıldığında oldukça cesur, esprili ve şaşırtıcıdır.

Ressam  :  Paul Gauguin (1848-1903)
Resim  :  Arearea (1892)
Nerede  : Orsay, Paris, Fransa
Boyutu  : 75 cm x  94 cm
Fransız post-impressionaist ressam Gauguin, 35 yaşına kadar borsacılık yaptı ve resim onun için sadece bir hobiydi. İşini bırakmadan önce yaz tatillerinde Pissarro ve Cezane ile birlikte çalışma fırsatı buldu, ressam olmak konusunda yeterince yürekleninceye kadar bekledi ve Danimarkalı eşini ve ailesini Danimarka’da bırakıp Paris’e taşındı. 2 gün önce anlattığım Van Gogh vakasından sonra, Paris ona dar geldi. İnsanoğlunun medeniyet anlaşıyışı ona ters geliyordu. Psikolojisi normal biri değildi, intiharı denemişliği bile oldu. Çocukluğunda 4 yıl Peru’da yaşamışlığı vardı, uzak diyarlar ona yabancı değildi. 1891’de taze balık ve meyve yemek bahanesiyle Tahiti’ye taşındı, başkent yerine kırsal bölgesini tercih etti, yerel halktan biri gibi oldu, onların resimleri yaptı. Onu tanıdığımız tekniği, yani resimlerindeki parlak renkler, basitleştirilmiş şekiller ve objeleri yuvarlatması, Tahiti’de doruk noktasına ulaştı.  2 yıl sonra hastalanıp Paris’e döndü, egzotik resimlerini sergiletmeyi başardı ama başarısız oldu, resimleri kaba, bir arada kullandığı objeler ilgisiz bulundu, beğenilmedi.  Halbuki bu resimleri sürrealistlere bile ilham verecekti.  Arearea en sevdiği resimlerinden biriydi, onu geri satın almak için çok uğraştı. 1895’te hasta olmasına rağmen Tahiti’ye geri döndü. 1901’de Tahiti’nin komşusu Markiz Adaları’na taşındı, 2 yıl sonra burada 54 yaşındayken vefat etti. High-res

Ressam  :  Paul Gauguin (1848-1903)

Resim  :  Arearea (1892)

Nerede  : Orsay, Paris, Fransa

Boyutu  : 75 cm x  94 cm

Fransız post-impressionaist ressam Gauguin, 35 yaşına kadar borsacılık yaptı ve resim onun için sadece bir hobiydi. İşini bırakmadan önce yaz tatillerinde Pissarro ve Cezane ile birlikte çalışma fırsatı buldu, ressam olmak konusunda yeterince yürekleninceye kadar bekledi ve Danimarkalı eşini ve ailesini Danimarka’da bırakıp Paris’e taşındı. 2 gün önce anlattığım Van Gogh vakasından sonra, Paris ona dar geldi. İnsanoğlunun medeniyet anlaşıyışı ona ters geliyordu. Psikolojisi normal biri değildi, intiharı denemişliği bile oldu. Çocukluğunda 4 yıl Peru’da yaşamışlığı vardı, uzak diyarlar ona yabancı değildi. 1891’de taze balık ve meyve yemek bahanesiyle Tahiti’ye taşındı, başkent yerine kırsal bölgesini tercih etti, yerel halktan biri gibi oldu, onların resimleri yaptı. Onu tanıdığımız tekniği, yani resimlerindeki parlak renkler, basitleştirilmiş şekiller ve objeleri yuvarlatması, Tahiti’de doruk noktasına ulaştı.  2 yıl sonra hastalanıp Paris’e döndü, egzotik resimlerini sergiletmeyi başardı ama başarısız oldu, resimleri kaba, bir arada kullandığı objeler ilgisiz bulundu, beğenilmedi.  Halbuki bu resimleri sürrealistlere bile ilham verecekti.  Arearea en sevdiği resimlerinden biriydi, onu geri satın almak için çok uğraştı. 1895’te hasta olmasına rağmen Tahiti’ye geri döndü. 1901’de Tahiti’nin komşusu Markiz Adaları’na taşındı, 2 yıl sonra burada 54 yaşındayken vefat etti.

Ressam : Gustav Klimt  (1862-1918)
Resmin Adi : Portrait of Adele Bloch-Bauer I (1908)
Nerede : Neue Galerie, New York, ABD
Boyutu : 1,38 m x 1,38 m
Avusturyali sembolist ressam Klimt, yaşadığı şehir Viyana’ya sanat adına çok değer katmış, kendini buna adamış biri. Yeni sanat akımını desteklemiş, Viyana’ya yeni resimler, ressamlar gelsin sergi açsınlar diye çok uğraşmış, bu amacında devlet desteğini de yanına almış. Ancak kendi sanati ile devletin arası pek iyi olmamış, üniversite duvarına çizmesi istenen resimler şok edici ve pornografik bulunmuş, sökülmüş, O da bir daha devlete iş yapmamış. Klimt’in altin ve gümüş kullanarak resimlerine işlediği motifler ve kadını hem masum hem de erotik resmedebilme kabiliyeti onun en tanınan yönü. “Portrait of Adele Bloch-Bauer I” resmi, dünyada satın alınan en pahalı 3. resim, 2006’da 135m dolara Ronald Lauder aldı. Adale Bloch, ona finansal açıdan destek olan bir sanat sever, aynı zamanda Klimt’in 2 kez çalıştığı tek model. Adale’nin 2. portresi, Portrait of Adele Bloch-Bauer II, o da en pahalı 13. resim ünvanlı. Bayan Adale, ölümünden sonra resimlerin Viyana’da sergilenmesini istemisti ancak 2. dünya savaşı sırasındaki karışıklıklar, nazilerin resimleri çalması ve açık arttırmalardaki paranın gücü buna engel oldu. Adale’nin yeğeni Maria Altmann’ın resimleri geri almak üzere Avusturya devletine açtığı dava filmlere bile konu olmuştur. High-res

Ressam : Gustav Klimt (1862-1918)

Resmin Adi : Portrait of Adele Bloch-Bauer I (1908)

Nerede : Neue Galerie, New York, ABD

Boyutu : 1,38 m x 1,38 m

Avusturyali sembolist ressam Klimt, yaşadığı şehir Viyana’ya sanat adına çok değer katmış, kendini buna adamış biri. Yeni sanat akımını desteklemiş, Viyana’ya yeni resimler, ressamlar gelsin sergi açsınlar diye çok uğraşmış, bu amacında devlet desteğini de yanına almış. Ancak kendi sanati ile devletin arası pek iyi olmamış, üniversite duvarına çizmesi istenen resimler şok edici ve pornografik bulunmuş, sökülmüş, O da bir daha devlete iş yapmamış. Klimt’in altin ve gümüş kullanarak resimlerine işlediği motifler ve kadını hem masum hem de erotik resmedebilme kabiliyeti onun en tanınan yönü. “Portrait of Adele Bloch-Bauer I” resmi, dünyada satın alınan en pahalı 3. resim, 2006’da 135m dolara Ronald Lauder aldı. Adale Bloch, ona finansal açıdan destek olan bir sanat sever, aynı zamanda Klimt’in 2 kez çalıştığı tek model. Adale’nin 2. portresi, Portrait of Adele Bloch-Bauer II, o da en pahalı 13. resim ünvanlı. Bayan Adale, ölümünden sonra resimlerin Viyana’da sergilenmesini istemisti ancak 2. dünya savaşı sırasındaki karışıklıklar, nazilerin resimleri çalması ve açık arttırmalardaki paranın gücü buna engel oldu. Adale’nin yeğeni Maria Altmann’ın resimleri geri almak üzere Avusturya devletine açtığı dava filmlere bile konu olmuştur.

Ressam  :  Vincent van Gogh (1853-1890)
Resim  :  The Starry Night – Yıldızlı Gece (1889)
Nerede  : Moma, New York, ABD
Boyutu  : 73,7 cm x  92,1 cm
Hollandalı post-impressionist ressam Van Gogh, 37 yıllık yaşamının sadece son 10 yılında resim (2000’e yakın)  yaptı. Resim yapmaya çok sevdiği kardeşi Theo’nun ısrarıyla başladı. Resim yaptığı ilk 6 yılda, tarzını bulmaya çalıştı, Theo’nun gönderdiği parayla malzemeler aldı, tekniğini geliştirdi, ama bu yıllarda kendine iyi bakmadı, ruhsal çöküntüler yaşadı. 1886’da kardeşinin yanına gitti, Theo’nun Paris’te Monet, Degas gibi ünlü izlenimci ressamların resimleriyle dolu bir galerisi vardı. Seurat’la tanışıp, noktalama tekniğini öğrendi, kendine adapte etti. 1888’de çok sevdiği güney Fransa’ya, Arles’e taşındı, beslenmesi  tütün ve absinth’ten ibaret olmuştu, ya absith’ten ya boya yemekten sarı renklere ayrı bir düşkünlüğü oldu.  Arkadaşı Gauguin’i birlikte çalışmak için meşhur sarı evine davet etti.  Gauguin ve Van Gogh’un 2 aylık macerası, sanat açısından çok verimli başlayıp, bir tartışmaları sonrasında Van Gogh’un kendi kulağını kesmesi şokuyla sonuçlandı. Bugün o kulağı Gauguin’in kesmiş olabileceği  tartışmaları hala devam etmektedir. Gauguin, Van Gogh’un delirdiğini düşündü, O’nu Theo’ya şikayet etti  ve Arles’i o gün terketti.  1888’den sonra Van Gogh ‘un hayatı tedavi merkezlerinde geçti ancak verimli bir döneme girmişti ; en ünlü resimlerini son 2 yılında yaptı. Yıldızlı Gece resmini Saint-Remy’deki akıl hastanesinde yaptı, odasının camından güneşin doğuşunu izlemiş ve çok etkilenmişti. Theo’ya yakın olmak için Paris’e yakın Auvers-sur-Oise’te bir kliniğe geçti. Buradaki 70 gününde, 70 resim yaptı. Ailesine, burada çok mutlu olduğunu söyleyen bir mektup da yazmıştı ancak bir gün resim malzemeleriyle çıktığı yürüyüşte kendini göğsünden vurdu, ve 2 gün sonra vefat etti. Van Gogh’un resimlerine bakışı ve hissettikleri Paris’te birlikte yaşadıkları 2 yıl dışında, Theo ile düzenli olarak mektuplaştığından bir nevi kayıt altındadır. Theo da, kardeşinden 6 ay kadar sonra frengiden vefat etti, bugün iki kardeş yan yana Auvers-sur-Oise’te yatmaktadır. High-res

Ressam  :  Vincent van Gogh (1853-1890)

Resim  :  The Starry Night – Yıldızlı Gece (1889)

Nerede  : Moma, New York, ABD

Boyutu  : 73,7 cm x  92,1 cm

Hollandalı post-impressionist ressam Van Gogh, 37 yıllık yaşamının sadece son 10 yılında resim (2000’e yakın)  yaptı. Resim yapmaya çok sevdiği kardeşi Theo’nun ısrarıyla başladı. Resim yaptığı ilk 6 yılda, tarzını bulmaya çalıştı, Theo’nun gönderdiği parayla malzemeler aldı, tekniğini geliştirdi, ama bu yıllarda kendine iyi bakmadı, ruhsal çöküntüler yaşadı. 1886’da kardeşinin yanına gitti, Theo’nun Paris’te Monet, Degas gibi ünlü izlenimci ressamların resimleriyle dolu bir galerisi vardı. Seurat’la tanışıp, noktalama tekniğini öğrendi, kendine adapte etti. 1888’de çok sevdiği güney Fransa’ya, Arles’e taşındı, beslenmesi  tütün ve absinth’ten ibaret olmuştu, ya absith’ten ya boya yemekten sarı renklere ayrı bir düşkünlüğü oldu.  Arkadaşı Gauguin’i birlikte çalışmak için meşhur sarı evine davet etti.  Gauguin ve Van Gogh’un 2 aylık macerası, sanat açısından çok verimli başlayıp, bir tartışmaları sonrasında Van Gogh’un kendi kulağını kesmesi şokuyla sonuçlandı. Bugün o kulağı Gauguin’in kesmiş olabileceği  tartışmaları hala devam etmektedir. Gauguin, Van Gogh’un delirdiğini düşündü, O’nu Theo’ya şikayet etti  ve Arles’i o gün terketti.  1888’den sonra Van Gogh ‘un hayatı tedavi merkezlerinde geçti ancak verimli bir döneme girmişti ; en ünlü resimlerini son 2 yılında yaptı. Yıldızlı Gece resmini Saint-Remy’deki akıl hastanesinde yaptı, odasının camından güneşin doğuşunu izlemiş ve çok etkilenmişti. Theo’ya yakın olmak için Paris’e yakın Auvers-sur-Oise’te bir kliniğe geçti. Buradaki 70 gününde, 70 resim yaptı. Ailesine, burada çok mutlu olduğunu söyleyen bir mektup da yazmıştı ancak bir gün resim malzemeleriyle çıktığı yürüyüşte kendini göğsünden vurdu, ve 2 gün sonra vefat etti. Van Gogh’un resimlerine bakışı ve hissettikleri Paris’te birlikte yaşadıkları 2 yıl dışında, Theo ile düzenli olarak mektuplaştığından bir nevi kayıt altındadır. Theo da, kardeşinden 6 ay kadar sonra frengiden vefat etti, bugün iki kardeş yan yana Auvers-sur-Oise’te yatmaktadır.

Ressam : Pierre Auguste Renoir (1841-1919)
Resmin Adi : Bal du moulin de la Galette - Dance at Le Moulin de la Galette (1876)
Nerede : Orsay Müzesi , Paris, Fransa
Boyutu : 1,31 m x 1,75 m
Fransız ressam Renoir, çocuk yaşta zanaatkâr olup, tabak ve yelpaze boyayarak tekniğini geliştirdi, yeterince para biriktirince de hep hayal ettiği gibi ressamlık eğitimine başladı. Resimlerindeki izlenimci üslup, bulanık ifadeler beğenilmediğinden sergiye kabul edilmeyen işleri oldu, tam da bu dönemde Sisley, Monet gibi akademinin sıkı kurallarına karşı çıkan arkadaşlarıyla çoğunluktan ayrılıp kendi sergilerini açtılar. Renoir diğer impressionist arkadaşlarından farklı olarak, ömrünün sonun kadar değil sadece 10 yıllık bir süreçte izlenimci oldu, çünkü klasik resimin kurallarindan kaçarken kendini izlenimcilik kurallarında buldu, ve kendini bu şekilde kısıtlamayı reddetti. İtalya seyahatinde başyapıtları inceledi, onlardan ilham aldı ve kendini sınırlandırmadan güzeli aramaya devam etti. Kendi keşfi olan resimlerine yerleştirdiği renkli virgüller tekniği ile ışık yansımalarını en güzel şekilde yansıttı. Bal du moulin de la Galette’de, işçi sınıfından insanların dans etmek için buluştukları Montmartre’deki pazar gününü resmetti. Bu resim öncesi yaptığı taslak çalışma, dikkat edin orjinali değil, bugüne kadar dünyada satılan en pahalı 5 resimden biri. High-res

Ressam : Pierre Auguste Renoir (1841-1919)

Resmin Adi : Bal du moulin de la Galette - Dance at Le Moulin de la Galette (1876)

Nerede : Orsay Müzesi , Paris, Fransa

Boyutu : 1,31 m x 1,75 m

Fransız ressam Renoir, çocuk yaşta zanaatkâr olup, tabak ve yelpaze boyayarak tekniğini geliştirdi, yeterince para biriktirince de hep hayal ettiği gibi ressamlık eğitimine başladı. Resimlerindeki izlenimci üslup, bulanık ifadeler beğenilmediğinden sergiye kabul edilmeyen işleri oldu, tam da bu dönemde Sisley, Monet gibi akademinin sıkı kurallarına karşı çıkan arkadaşlarıyla çoğunluktan ayrılıp kendi sergilerini açtılar. Renoir diğer impressionist arkadaşlarından farklı olarak, ömrünün sonun kadar değil sadece 10 yıllık bir süreçte izlenimci oldu, çünkü klasik resimin kurallarindan kaçarken kendini izlenimcilik kurallarında buldu, ve kendini bu şekilde kısıtlamayı reddetti. İtalya seyahatinde başyapıtları inceledi, onlardan ilham aldı ve kendini sınırlandırmadan güzeli aramaya devam etti. Kendi keşfi olan resimlerine yerleştirdiği renkli virgüller tekniği ile ışık yansımalarını en güzel şekilde yansıttı. Bal du moulin de la Galette’de, işçi sınıfından insanların dans etmek için buluştukları Montmartre’deki pazar gününü resmetti. Bu resim öncesi yaptığı taslak çalışma, dikkat edin orjinali değil, bugüne kadar dünyada satılan en pahalı 5 resimden biri.

Ressam  :  Nikolai Yaroshenko (1846-1898)
Resim  :  Portrait of the Writer Leo Tolstoy (1894)
Nerede  : Russian Museum, St. Petersburg, Rusya
Boyutu  : 112 cm x  81 cm
Rus realist ressam Yaroshenko için resim yapmanın sadece bir hobi olduğunu söylesem? Portrelerinde adeta fotoğraf çeken  Yaroshenko, babası gibi asker yaşadı ve tümgeneral olarak emekli oldu. Resim yapmayı çok sevdiğinden, iyi ilişkilerini de kullanıp pek çok önemli kişinin de adeta vesikalıklarını çekti.  “Yazar Lev Tolstoy’un Portresi”  resmini gördüğünüzde Lev Tolstoy ile göz göze geleceğinizi garanti ediyorum.  İlginç bir şekilde bu yetenekli ressamın arşivlerine ulaşmak, bu resmin orjinal dosyasını bulmak imkansız. Nikolai bir Hollandalı veya bir İspanyol olsaydı eminim adına bir müzesi bile olabilirdi! Ama Rus olduğundan ve müze yöneticilerinin sadece entellektüeller tanısın yeter mantığından müze müze geziyor. Ancak iyi haberlerim var, bu resim 20 Mart 2011’e kadar İstanbul Pera Müzesi’nde, şimdi görmezseniz bir daha hiç göremeyebilirsiniz. Yaroshenko’nun On the Swing ve In a Warm Land  isimli tabloları da Pera’da. Kendisiyle ben de Pera’da tanıştım, yukarıdaki fotoğrafı resim etiketini almak üzere çekmiştim, bu fotoğrafı çekmeseydim bu resmi Yaroshenko’nun yaptığından şüphe ederdim, web’de bu konuda gerçekten hiç bilgi yok, resmin adını, boyutunu ve yapıldığı yılı bu etiket sayesine yazdım. Geçici olarak bu fotoğrafı paylaşıyorum, en kısa zamanda, bu fotoğrafı, orjinal fotoğraf ile değiştirebilmek umuduyla… High-res

Ressam  :  Nikolai Yaroshenko (1846-1898)

Resim  :  Portrait of the Writer Leo Tolstoy (1894)

Nerede  : Russian Museum, St. Petersburg, Rusya

Boyutu  : 112 cm x  81 cm

Rus realist ressam Yaroshenko için resim yapmanın sadece bir hobi olduğunu söylesem? Portrelerinde adeta fotoğraf çeken  Yaroshenko, babası gibi asker yaşadı ve tümgeneral olarak emekli oldu. Resim yapmayı çok sevdiğinden, iyi ilişkilerini de kullanıp pek çok önemli kişinin de adeta vesikalıklarını çekti.  “Yazar Lev Tolstoy’un Portresi”  resmini gördüğünüzde Lev Tolstoy ile göz göze geleceğinizi garanti ediyorum.  İlginç bir şekilde bu yetenekli ressamın arşivlerine ulaşmak, bu resmin orjinal dosyasını bulmak imkansız. Nikolai bir Hollandalı veya bir İspanyol olsaydı eminim adına bir müzesi bile olabilirdi! Ama Rus olduğundan ve müze yöneticilerinin sadece entellektüeller tanısın yeter mantığından müze müze geziyor. Ancak iyi haberlerim var, bu resim 20 Mart 2011’e kadar İstanbul Pera Müzesi’nde, şimdi görmezseniz bir daha hiç göremeyebilirsiniz. Yaroshenko’nun On the Swing ve In a Warm Land  isimli tabloları da Pera’da. Kendisiyle ben de Pera’da tanıştım, yukarıdaki fotoğrafı resim etiketini almak üzere çekmiştim, bu fotoğrafı çekmeseydim bu resmi Yaroshenko’nun yaptığından şüphe ederdim, web’de bu konuda gerçekten hiç bilgi yok, resmin adını, boyutunu ve yapıldığı yılı bu etiket sayesine yazdım. Geçici olarak bu fotoğrafı paylaşıyorum, en kısa zamanda, bu fotoğrafı, orjinal fotoğraf ile değiştirebilmek umuduyla…

Ressam  :  Paul Delaroche (1797-1856)
Resim  :  The Young Martyr - Genç Kurban (1855)
Nerede  : Louvre, Paris, Fransa
Boyutu  : 1,71 m x 1,48 m
Asıl adı Hippolyte olan Fransız ressam Paul adıyla tanınır. Varlıklı bir aileden gelen Paul, resim eğitimi gördü. Resme olan sevgisini tarihteki ünlü olaylardan ilham alarak, onları durağan haliyle değil de daha dramatik bir öykü içinde resmederek geliştirdi. Genç Kurban resmi, Roma imparatoru Diocletianus’un 303 yılında başlattığı Hristiyan zulmü sırasında, Tiber nehrinde boğularak ölen genç kadını tasvir eder. Arkada görünen erkek silüeti , elleri bağlı boğulmuş genç kadının masumiyeti simgesi beyaz elbise içinde nehirde süzülen bedeni, ve yüzünün üzerindeki hare ile resim çok dramatik ve etkileyicidir. Resmin 1853 yılında yapılmış daha küçük bir versiyonu ise St. Petersburg’da Hermitage Müzesi’nde bulunmakta. High-res

Ressam  :  Paul Delaroche (1797-1856)

Resim  :  The Young Martyr - Genç Kurban (1855)

Nerede  : Louvre, Paris, Fransa

Boyutu  : 1,71 m x 1,48 m

Asıl adı Hippolyte olan Fransız ressam Paul adıyla tanınır. Varlıklı bir aileden gelen Paul, resim eğitimi gördü. Resme olan sevgisini tarihteki ünlü olaylardan ilham alarak, onları durağan haliyle değil de daha dramatik bir öykü içinde resmederek geliştirdi. Genç Kurban resmi, Roma imparatoru Diocletianus’un 303 yılında başlattığı Hristiyan zulmü sırasında, Tiber nehrinde boğularak ölen genç kadını tasvir eder. Arkada görünen erkek silüeti , elleri bağlı boğulmuş genç kadının masumiyeti simgesi beyaz elbise içinde nehirde süzülen bedeni, ve yüzünün üzerindeki hare ile resim çok dramatik ve etkileyicidir. Resmin 1853 yılında yapılmış daha küçük bir versiyonu ise St. Petersburg’da Hermitage Müzesi’nde bulunmakta.

Ressam  :  Paolo Veronese  (1538-1588)
Resim  :  The Wedding Feast at Cana (1565)
Nerede  : Louvre, Paris, Fransa
Boyutu  : 6,77 m x 9,94 m
İtalyan rönesans ressamı Paolo Veronese, soyadını hakederek,  Venedik’in en ünlü ressamı olmasıyla kazandı, asıl soyadı Caliari. Resmin boyutuna dikkat etmemiş olabilirsiniz, neredeyse 10 metre eni var. Bu kocaman resim boyutlarından ötürü çok çekti, Napolyon’un resmi alıp İtalya’dan Fransa’ya getirmesi  sırasında ikiye bölündü, hırpalandı, savaş zamanları kamyonlarda saklandı,  tam Louvre’a emanet edildi  oh diyecekken, olmayacak şeyler oldu, resmin üzerine tavan bile aktı, demir takıldı, düştü…  Louvre utanç içinde kaldı. Restorasyonlar sonra resim tüm heybetiyle daimi odasına alındı. Louvre’da herkesin derdi Mona Lisa’yı görmektir ya, Louvre kendini affettirmek için olsa gerek, The Wedding Feast at Cana’yı tam karşına yerleştirdi. Siz bir ara Mona Lisa kalabalığına sırtınızı dönün ve bu büyük tasvirin tadını çıkarın. Düğün ziyafetinde gerçekle hayal birbirine karışıyor, bu yönüyle de özel bir resim. İsa tam ortada, biten şaraba çare buluyor, bir testi su istiyor… Masada oturan karakterler ilginç, dönemin tüm önemli karakterleri  burada, krallar, kraliçeler. Avrupalıların deyimiyle “Muhteşem Süleyman” da bu masada , masada soldan 6., sarı elbiseli, kırmızı kavuklu olan. Resim hakkındaki makalelerde Sokullu Mehmet Paşa’nın da bu resimde olduğu söylenmiş, ama ben bulamadım, belki siz bulursunuz. High-res

Ressam  :  Paolo Veronese  (1538-1588)

Resim  :  The Wedding Feast at Cana (1565)

Nerede  : Louvre, Paris, Fransa

Boyutu  : 6,77 m x 9,94 m

İtalyan rönesans ressamı Paolo Veronese, soyadını hakederek,  Venedik’in en ünlü ressamı olmasıyla kazandı, asıl soyadı Caliari. Resmin boyutuna dikkat etmemiş olabilirsiniz, neredeyse 10 metre eni var. Bu kocaman resim boyutlarından ötürü çok çekti, Napolyon’un resmi alıp İtalya’dan Fransa’ya getirmesi  sırasında ikiye bölündü, hırpalandı, savaş zamanları kamyonlarda saklandı,  tam Louvre’a emanet edildi  oh diyecekken, olmayacak şeyler oldu, resmin üzerine tavan bile aktı, demir takıldı, düştü…  Louvre utanç içinde kaldı. Restorasyonlar sonra resim tüm heybetiyle daimi odasına alındı. Louvre’da herkesin derdi Mona Lisa’yı görmektir ya, Louvre kendini affettirmek için olsa gerek, The Wedding Feast at Cana’yı tam karşına yerleştirdi. Siz bir ara Mona Lisa kalabalığına sırtınızı dönün ve bu büyük tasvirin tadını çıkarın. Düğün ziyafetinde gerçekle hayal birbirine karışıyor, bu yönüyle de özel bir resim. İsa tam ortada, biten şaraba çare buluyor, bir testi su istiyor… Masada oturan karakterler ilginç, dönemin tüm önemli karakterleri  burada, krallar, kraliçeler. Avrupalıların deyimiyle “Muhteşem Süleyman” da bu masada , masada soldan 6., sarı elbiseli, kırmızı kavuklu olan. Resim hakkındaki makalelerde Sokullu Mehmet Paşa’nın da bu resimde olduğu söylenmiş, ama ben bulamadım, belki siz bulursunuz.

Ressam  :  Johannes Vermeer  (1632-1674)
Resim  :  Girl with a Pearl Earring – İnci Küpeli Kız (1665)
Nerede  : Mauritshuis, Lahey, Hollanda
Boyutu  : 44,5 cm x 39 cm
Hollanda’lı barok ressamı çağdaşlarından ayıran en önemli özelliği, bu yeteneği ile asillerin resimlerini yaparak zengin olabilecekken, kendi evindeki gündelik yaşamı resmetmiş  olması. Yaşamı boyunca sadece 34 resim yapmıştır, bunlardan iki tanesi yaşadığı şehir Delft’ten bir manzara ve bir ev resmi. Vermeer’in resim yapmayı kimden öğrendiği ve evinin bir odasında bu incelikli tekniği nasıl geliştirdiği tam bir gizem. 1672’de Hollada’nın işgali Vermeer’i finansal açıdan zor durumda bıraktı, 10 çoçuğuna ve evine bakabilmek için borçlandı, bunalıma girdi ve sadece 43 yaşındayken cinnet geçirerek vefat etti. Vermeer, Delft şehrinde ressamlar kurulunda yöneticilik yaptı, bu da onun en azından yaşadığı şehirde saygı duyulan, sanatı anlaşılan biri olduğunu gösteriyor. Ancak dünyaca ünlü olması ölümünden bir asır sonra bir sanat eleştirmenin keşfi ile oldu. İncli Küpeli Kız’ın da diğer bir çok resminde olduğu gibi evde çalışanlardan biri olduğu düşünülmekte. Bu gizemin bıraktığı boşlukla, hayalgücü zorlandı ve Vermeer ile kız arasındaki yasak aşkı anlatan bir Hollywood filmi de çekildi. (Vermeer’i Colin Firth, İnci Küpeli Kız’ı Scarlett Johansson oynuyor, izlemeye değer) High-res

Ressam  : Johannes Vermeer (1632-1674)

Resim  : Girl with a Pearl Earring – İnci Küpeli Kız (1665)

Nerede  : Mauritshuis, Lahey, Hollanda

Boyutu  : 44,5 cm x 39 cm

Hollanda’lı barok ressamı çağdaşlarından ayıran en önemli özelliği, bu yeteneği ile asillerin resimlerini yaparak zengin olabilecekken, kendi evindeki gündelik yaşamı resmetmiş olması. Yaşamı boyunca sadece 34 resim yapmıştır, bunlardan iki tanesi yaşadığı şehir Delft’ten bir manzara ve bir ev resmi. Vermeer’in resim yapmayı kimden öğrendiği ve evinin bir odasında bu incelikli tekniği nasıl geliştirdiği tam bir gizem. 1672’de Hollada’nın işgali Vermeer’i finansal açıdan zor durumda bıraktı, 10 çoçuğuna ve evine bakabilmek için borçlandı, bunalıma girdi ve sadece 43 yaşındayken cinnet geçirerek vefat etti. Vermeer, Delft şehrinde ressamlar kurulunda yöneticilik yaptı, bu da onun en azından yaşadığı şehirde saygı duyulan, sanatı anlaşılan biri olduğunu gösteriyor. Ancak dünyaca ünlü olması ölümünden bir asır sonra bir sanat eleştirmenin keşfi ile oldu. İncli Küpeli Kız’ın da diğer bir çok resminde olduğu gibi evde çalışanlardan biri olduğu düşünülmekte. Bu gizemin bıraktığı boşlukla, hayalgücü zorlandı ve Vermeer ile kız arasındaki yasak aşkı anlatan bir Hollywood filmi de çekildi. (Vermeer’i Colin Firth, İnci Küpeli Kız’ı Scarlett Johansson oynuyor, izlemeye değer)

Ressam  :  Jan Van Eyck  (1395-1441)
Resim  :  The Arnolfini Portrait (1434)
Nerede  : National Gallery, Londra, İngiltere
Boyutu  : 82,2 cm x 60 cm
Hollandalı ressam Jan Van Eyck, yağlı boya resim tekniğinin babası olarak bilinir. Resmin yapıldığı tarihe dikkat etmemiş olabilirsiniz, 1434! Resim ilginç bir şekilde 1500, 1600 larde yapılan rönesans akımı örneklerinden daha yeni döneme ait durmaktadır. Resimdeki cam gibi parlaklık, ışığın kıyafetler üzerindeki yansıması, köpeğin tüylerinin detayı, tavandaki pirinç lambanın gerçekten pirinç etkisini vermesi o dönem resim sanatını için inanılmaz bir başarıdır. Jan Van Eyck, bu başarısının karşılığı almış, resimden çok para kazanmış bir ressam olarak da biliniyor. Sadece din ve devlet adamlarının değil, para karşılığında zengin ailelerin de resimlerini yaptı ve resim sanatının halka inmesinde öncü oldu. O dönemlerde resimlere imza atmak da dinen bir saygısızlık olarak görülürken, Van Eyck her birini itinayla imzaladı.  1400’ler tarihi kayıtlar için o kadar eski bir dönem ki, ressamın doğduğu yıl 1395 de doğduğu şehir bilinen Maaseik de bir varsayım.  Aynı varsayımlar resmin kime ait olduğu ve neyi anlattığı ile ilgili de mevcut. Bu resmin Giovanni di Nicolao Arnolfini ve eşine ait olduğu, eşinin hamile olup olmadığı, bunun  bir evlilik hatırası olup olmadığı, evlilik 1434’te ise eşinin önceden hamile kalmasının nasıl karşılandığı vb tartışmalara açık konulardır. Resmin sahibi National Gallery bu detaydan bahsetmese de, kaynaklarda Nicolao Arnolfini’nin eşinin 1433’te öldüğü, dolayısıyla bunun bir anma resmi olduğu, eşinin hayal edildiği gibi hamile ve masum resmedildiği söylenmekte. Resimdeki en ilginç özellik, duvardaki aynada Van Eyck’in de yansımasının görünmesi ve aynanın hemen üzerinde özel bir yazı karakteriyle “Jan van Eyck buradaydı 1434” yazmasıdır. High-res

Ressam  :  Jan Van Eyck  (1395-1441)

Resim  :  The Arnolfini Portrait (1434)

Nerede  : National Gallery, Londra, İngiltere

Boyutu  : 82,2 cm x 60 cm

Hollandalı ressam Jan Van Eyck, yağlı boya resim tekniğinin babası olarak bilinir. Resmin yapıldığı tarihe dikkat etmemiş olabilirsiniz, 1434! Resim ilginç bir şekilde 1500, 1600 larde yapılan rönesans akımı örneklerinden daha yeni döneme ait durmaktadır. Resimdeki cam gibi parlaklık, ışığın kıyafetler üzerindeki yansıması, köpeğin tüylerinin detayı, tavandaki pirinç lambanın gerçekten pirinç etkisini vermesi o dönem resim sanatını için inanılmaz bir başarıdır. Jan Van Eyck, bu başarısının karşılığı almış, resimden çok para kazanmış bir ressam olarak da biliniyor. Sadece din ve devlet adamlarının değil, para karşılığında zengin ailelerin de resimlerini yaptı ve resim sanatının halka inmesinde öncü oldu. O dönemlerde resimlere imza atmak da dinen bir saygısızlık olarak görülürken, Van Eyck her birini itinayla imzaladı.  1400’ler tarihi kayıtlar için o kadar eski bir dönem ki, ressamın doğduğu yıl 1395 de doğduğu şehir bilinen Maaseik de bir varsayım.  Aynı varsayımlar resmin kime ait olduğu ve neyi anlattığı ile ilgili de mevcut. Bu resmin Giovanni di Nicolao Arnolfini ve eşine ait olduğu, eşinin hamile olup olmadığı, bunun  bir evlilik hatırası olup olmadığı, evlilik 1434’te ise eşinin önceden hamile kalmasının nasıl karşılandığı vb tartışmalara açık konulardır. Resmin sahibi National Gallery bu detaydan bahsetmese de, kaynaklarda Nicolao Arnolfini’nin eşinin 1433’te öldüğü, dolayısıyla bunun bir anma resmi olduğu, eşinin hayal edildiği gibi hamile ve masum resmedildiği söylenmekte. Resimdeki en ilginç özellik, duvardaki aynada Van Eyck’in de yansımasının görünmesi ve aynanın hemen üzerinde özel bir yazı karakteriyle “Jan van Eyck buradaydı 1434” yazmasıdır.

Ressam  :  Pablo Picasso (1881-1973)
Resim  :  Las Meninas (1957)
Nerede  : Museu Picasso, Barselona, İspanya
Boyutu  :  1,94 m x 2,60 m
Dünyanın en ünlü sanatçısı İspanyol ressamdan Pablo Blasco olarak bahsetsek, yine de bu ünvana yaraşır, havalı bir isim olur muydu sizce? Pablo Picasso, sanatçı vaftiz edilirken ona verilen 14 isimden yalnızca ikisi, kendi tercihi ile babasının soyadı Blasco yerine, annesinin soyadı olan Picasso’yu kullandı. Biz mama, baba derken onun ağzından çıkan ilk kelime ‘kalem’ oldu. 94 yaşında dostlarına verdiği bir yemek sırasında hayatını kaybederken ağzından çıkan son cümle ise ‘bana için, sağlığıma için, biliyorsunuz ben artik içemiyorum’ oldu. Babasının resim oğretmeni olmasi vesilesiyle resim yapmaya çok küçük yaşta teşvik edildi, sanat akademilerinde prototip, geleneksel ressam eğitimi aldı. 19 yasinda ilk kişisel sergisini açtı. Barselona’daki Picasso Müzesini, sanatçının “mavi”ymiş, “gül”müş isim verilip ayrıştırılan sanat dönemlerini bir kenara bırakıp, kübizm öncesi eserlerine önyargısız baktığınızda, klasik yağlıboya olan tüm eserlerinin yaratıcılıktan uzak ve sıkıcı; ancak kafede köşede karaladığı çizimlerin ise birbirininden yaratıcı olduğunu siz de farkedersiniz. Paris, Picasso’nun yeni insanlar tanıması ve vizyonunu geliştirmesinde kilit sehir oldu. 1907’de Les Demoiselles dÁvignon resmini yaptığında, kübizmin henuz adı konulmamıştı. Kübizm, 1908-1914 yılları arasında o ve arkadaşı Georges Baraque’ın Kahnweiler’e ait sanat galerisinde çalışırken geliştirdikleri sanat akımıdır. Pek mütevazi Picasso, yaşarken adına filmler çekilen, müzesi açılan, kitapları yayınlanan, yani o bilgi yanlışsa düzeltme şansı olan nadir ressamlardan biri olmasına rağmen, kübizmin Baraque ile birlikte kurucusu olduğu tespitine itiraz etmedi. Hayret, ben olsam Avignon’lu Kizlar’ı yaparken onlar neredeydi diye sorardım! Kübizm, sadece resimdeki öğeleri iki boyutta ve geometrik şekiller ile yansıtma değil, aynı zamanda 3 boyut etkisini bir bakışta hem önden hem de profilden yansıtma çabasıdır. Picasso, tarihin en üretken sanatçısıdır, ısınmak için yaktığı resimleri ile sayıyı azaltmasına rağmen, karalamalardan desenlere listelenmis 19.801 adet eseri var. Azimlidir ama 1911’de arkadaşı Apollinaire ile birlikte Louvre’dan Mona Lisa’yi çaldığı iddiasi ile gözaltina alınıp, serbest bırakılmışlığı da var. Las Meninas, Velazquez’e övgü olarak yaptığı serinin sadece bir tanesi. Resimdeki karakterlerin ve cisimlerin tamamı Picasso versiyonunda da bulunur, Velazquez’in Las Meninas’ındaki her bir karakteri Picasso versiyonunda bulmak ve Picasso’nun o karaktere bakış açısını görmek son derece eğlencelidir.  High-res

Ressam  :  Pablo Picasso (1881-1973)

Resim  :  Las Meninas (1957)

Nerede  : Museu Picasso, Barselona, İspanya

Boyutu  :  1,94 m x 2,60 m

Dünyanın en ünlü sanatçısı İspanyol ressamdan Pablo Blasco olarak bahsetsek, yine de bu ünvana yaraşır, havalı bir isim olur muydu sizce? Pablo Picasso, sanatçı vaftiz edilirken ona verilen 14 isimden yalnızca ikisi, kendi tercihi ile babasının soyadı Blasco yerine, annesinin soyadı olan Picasso’yu kullandı. Biz mama, baba derken onun ağzından çıkan ilk kelime ‘kalem’ oldu. 94 yaşında dostlarına verdiği bir yemek sırasında hayatını kaybederken ağzından çıkan son cümle ise ‘bana için, sağlığıma için, biliyorsunuz ben artik içemiyorum’ oldu. Babasının resim oğretmeni olmasi vesilesiyle resim yapmaya çok küçük yaşta teşvik edildi, sanat akademilerinde prototip, geleneksel ressam eğitimi aldı. 19 yasinda ilk kişisel sergisini açtı. Barselona’daki Picasso Müzesini, sanatçının “mavi”ymiş, “gül”müş isim verilip ayrıştırılan sanat dönemlerini bir kenara bırakıp, kübizm öncesi eserlerine önyargısız baktığınızda, klasik yağlıboya olan tüm eserlerinin yaratıcılıktan uzak ve sıkıcı; ancak kafede köşede karaladığı çizimlerin ise birbirininden yaratıcı olduğunu siz de farkedersiniz. Paris, Picasso’nun yeni insanlar tanıması ve vizyonunu geliştirmesinde kilit sehir oldu. 1907’de Les Demoiselles dÁvignon resmini yaptığında, kübizmin henuz adı konulmamıştı. Kübizm, 1908-1914 yılları arasında o ve arkadaşı Georges Baraque’ın Kahnweiler’e ait sanat galerisinde çalışırken geliştirdikleri sanat akımıdır. Pek mütevazi Picasso, yaşarken adına filmler çekilen, müzesi açılan, kitapları yayınlanan, yani o bilgi yanlışsa düzeltme şansı olan nadir ressamlardan biri olmasına rağmen, kübizmin Baraque ile birlikte kurucusu olduğu tespitine itiraz etmedi. Hayret, ben olsam Avignon’lu Kizlar’ı yaparken onlar neredeydi diye sorardım! Kübizm, sadece resimdeki öğeleri iki boyutta ve geometrik şekiller ile yansıtma değil, aynı zamanda 3 boyut etkisini bir bakışta hem önden hem de profilden yansıtma çabasıdır. Picasso, tarihin en üretken sanatçısıdır, ısınmak için yaktığı resimleri ile sayıyı azaltmasına rağmen, karalamalardan desenlere listelenmis 19.801 adet eseri var. Azimlidir ama 1911’de arkadaşı Apollinaire ile birlikte Louvre’dan Mona Lisa’yi çaldığı iddiasi ile gözaltina alınıp, serbest bırakılmışlığı da var. Las Meninas, Velazquez’e övgü olarak yaptığı serinin sadece bir tanesi. Resimdeki karakterlerin ve cisimlerin tamamı Picasso versiyonunda da bulunur, Velazquez’in Las Meninas’ındaki her bir karakteri Picasso versiyonunda bulmak ve Picasso’nun o karaktere bakış açısını görmek son derece eğlencelidir. 

Ressam  :  Diego Velazquez (1599-1660)
Resim  :  Las Meninas – Nedimeler (1656)
Nerede  : Museo del Prado, Madrid, İspanya
Boyutu  : 3,18 m x 2,76 m
İspanyol ressam Velazquez, barok tarzındaki resimleriyle sarayın baş ressamı olarak kraliyet ailesine hizmet verdi. Tıpkı Louis David’in Napolyon  için çalışması gibi, Velazquez de IV.Philip için çalıştı, ancak David’in aksine sadece saray ailesini en güzel halleriyle resmetmedi, kendi gerçekçi bakış açısını da resimlere ekledi. Bu anlamda Velazquez barok resimler yapmasına rağmen, ileriki yüzyıllarda izlenimcilerden kubiklere pek çok ressama ilham verdi.  Las Meninas’ın resim tarihinde çok önemli bir yeri vadır, ilk defa 3 boyutun yansıtıldığı eser olmakla beraber belki de hakkında en çok makale yazılan resimdir ve hala tartışılan özellikleri var. Resimde çoban köpeği ile birlikle 12 karakter bulunmakta. O dönem kralın hayatta kalmış tek çocuğu olan Prenses Margarita hemen ortada, sağında ve solunda nedimeleri.  Solda Velazquez’in resim yaparkenki hali.  Çoban köpeğinin yanında sarayda yaşayan Alman ve İtalyan cüceler,  onların arkasında yaşlı hizmetli ve koruma,  kapıda ise Velazquez’in akrabası olduğu tahmin edilen saray çalışanı vardır. Resimdeki sürpriz, duvardaki aynadan yansıyan solda Kraliçe Mariana ve sağda  Kral VI.Philip.  Resmin Velazquez’i  mi yoksa Prenses Margarita’yı mı baş karakter aldığı, Velazquez’in kral ve kraliçe’nin resimlerini yaptığı sırada kendigörüntüsünü mü resmettiği, resmin bir ayna yansıması olup olmadığı gibi yüzlerce soru sorulmuş, tartışılmıştır. Tüm bu özne sorularına rağmen resmin adının “Nedimeler” olması da ilginçtir. 1957’de Pablo Picasso Las Meninas’ın 58 kubik versiyonunu yaptı. Gerçekliğinden emin olunmasa da, Velazquez’in üzerinde görünen şövalyelik sembolü kırmızı haçı, ölümüne çok üzülen IV. Philip saygısını sunmak üzere bizzat kendi yapmıştır. Velazquez bu ünvanı resmi tamamladıktan 3 yıl sonra almıştı, bu noktada Kral’ın çok sevdiği resme başka birinin el süremeyeceğini düşünürsek, oldukça mantıklı ve anlamlı bir iddia olduğunu varsayabiliriz. High-res

Ressam  :  Diego Velazquez (1599-1660)

Resim  :  Las Meninas – Nedimeler (1656)

Nerede  : Museo del Prado, Madrid, İspanya

Boyutu  : 3,18 m x 2,76 m

İspanyol ressam Velazquez, barok tarzındaki resimleriyle sarayın baş ressamı olarak kraliyet ailesine hizmet verdi. Tıpkı Louis David’in Napolyon  için çalışması gibi, Velazquez de IV.Philip için çalıştı, ancak David’in aksine sadece saray ailesini en güzel halleriyle resmetmedi, kendi gerçekçi bakış açısını da resimlere ekledi. Bu anlamda Velazquez barok resimler yapmasına rağmen, ileriki yüzyıllarda izlenimcilerden kubiklere pek çok ressama ilham verdi.  Las Meninas’ın resim tarihinde çok önemli bir yeri vadır, ilk defa 3 boyutun yansıtıldığı eser olmakla beraber belki de hakkında en çok makale yazılan resimdir ve hala tartışılan özellikleri var. Resimde çoban köpeği ile birlikle 12 karakter bulunmakta. O dönem kralın hayatta kalmış tek çocuğu olan Prenses Margarita hemen ortada, sağında ve solunda nedimeleri.  Solda Velazquez’in resim yaparkenki hali.  Çoban köpeğinin yanında sarayda yaşayan Alman ve İtalyan cüceler,  onların arkasında yaşlı hizmetli ve koruma,  kapıda ise Velazquez’in akrabası olduğu tahmin edilen saray çalışanı vardır. Resimdeki sürpriz, duvardaki aynadan yansıyan solda Kraliçe Mariana ve sağda  Kral VI.Philip.  Resmin Velazquez’i  mi yoksa Prenses Margarita’yı mı baş karakter aldığı, Velazquez’in kral ve kraliçe’nin resimlerini yaptığı sırada kendigörüntüsünü mü resmettiği, resmin bir ayna yansıması olup olmadığı gibi yüzlerce soru sorulmuş, tartışılmıştır. Tüm bu özne sorularına rağmen resmin adının “Nedimeler” olması da ilginçtir. 1957’de Pablo Picasso Las Meninas’ın 58 kubik versiyonunu yaptı. Gerçekliğinden emin olunmasa da, Velazquez’in üzerinde görünen şövalyelik sembolü kırmızı haçı, ölümüne çok üzülen IV. Philip saygısını sunmak üzere bizzat kendi yapmıştır. Velazquez bu ünvanı resmi tamamladıktan 3 yıl sonra almıştı, bu noktada Kral’ın çok sevdiği resme başka birinin el süremeyeceğini düşünürsek, oldukça mantıklı ve anlamlı bir iddia olduğunu varsayabiliriz.

Ressam  :  Edvard Munch (1863-1944)
Resim  :  The Scream – Çığlık (1893)
Nerede  : National Gallery of Norway, Oslo, Norveç
Boyutu  : 91 cm x 73,5 cm
Norveçli dışavurumcu ressam Munch,  tezatlıklarla dolu aile kökeninin hep etkisinde oldu, ruh halini tanımlarken de bu durumu hep sorumlu tuttu.  Bir dede gemici, diğeri rahip, ona Edger Allan Poe’yu öğreten baba önemli bir doktor ama annesi ve kardeşi  tüberkülozdan vefat etmiş! Avrupa seyahatlarinde yeni resimler, akımlar keşfetti, Gaugen ve Van Gogh’dan etkilendi,  parası  bittikçe resimlerini sergileyip para kazanmanın yolunu buldu.  Babasının ölümünün ardından bunalıma girdiği bir dönemde, gelen bir  sergi davet üzerinde gittiği Berlin, hayatını ve sanata bakışını ciddi  şekilde etkiledi. Başlangıçta Munch’ın eserleri tuhaf ve sanata hakaret  olarak görülmüş ama O bu duruma komik tarafından bakıp sanatına güvenmiş  ve hissettiği gibi boyamaya devam etti.  Munch, resim sanatının artık iç mekanlardan çıkıp, daha fazla artık örgü ören ve kitap okuyan insanları  değil, yaşayan;  nefes  alan, hisseden, acı çeken ve aşık olan insanları konu etmesi  gerektiğini savundu. “The Frieze of Life : Hayat, Aşk ve Ölüm hakkında  bir şiir” resim serisinin bir parçası olan “The Scream – Çığlık” resim  sanatının  müze entellektüellerinden popüler kültüre de  sıçramasında önemli bir yapıt olduğu kabul ediliyor. The Scream resminin  1910’da yaptığı  2. bir versiyonu da yine Oslo’da Munch Müzesi’nde bulunuyor. 1892 yılında bu resimde konu ettiği  hislerini günlüğüne yazmış, tasdikli (!) çevirisini bulamadım, kendim çeviriyorum.
İki arkadaşımla yürüyordum
Güneş batıyordu
Melankolinin nefesini hissettim
Birden gözyüzü kan kırmızısına döndü
Durdum ve korkuluğa yaslandım
Ölümüne yorgundum
Alev almış bulutlara bakıyordum
Kan ve bıcak gibi, derin mavi fiyort ve şehrin üzerinde asılı
Arkadaşlarım yürümeye devam etti
Endişeden tir tir titreyerek orada durdum
Evrenden gelen muazzam ve sonsuz çığlığı duydum High-res

Ressam  :  Edvard Munch (1863-1944)

Resim  :  The Scream – Çığlık (1893)

Nerede  : National Gallery of Norway, Oslo, Norveç

Boyutu  : 91 cm x 73,5 cm

Norveçli dışavurumcu ressam Munch,  tezatlıklarla dolu aile kökeninin hep etkisinde oldu, ruh halini tanımlarken de bu durumu hep sorumlu tuttu.  Bir dede gemici, diğeri rahip, ona Edger Allan Poe’yu öğreten baba önemli bir doktor ama annesi ve kardeşi  tüberkülozdan vefat etmiş! Avrupa seyahatlarinde yeni resimler, akımlar keşfetti, Gaugen ve Van Gogh’dan etkilendi,  parası bittikçe resimlerini sergileyip para kazanmanın yolunu buldu. Babasının ölümünün ardından bunalıma girdiği bir dönemde, gelen bir sergi davet üzerinde gittiği Berlin, hayatını ve sanata bakışını ciddi şekilde etkiledi. Başlangıçta Munch’ın eserleri tuhaf ve sanata hakaret olarak görülmüş ama O bu duruma komik tarafından bakıp sanatına güvenmiş ve hissettiği gibi boyamaya devam etti.  Munch, resim sanatının artık iç mekanlardan çıkıp, daha fazla artık örgü ören ve kitap okuyan insanları  değil, yaşayan;  nefes alan, hisseden, acı çeken ve aşık olan insanları konu etmesi gerektiğini savundu. “The Frieze of Life : Hayat, Aşk ve Ölüm hakkında bir şiir” resim serisinin bir parçası olan “The Scream – Çığlık” resim sanatının  müze entellektüellerinden popüler kültüre de sıçramasında önemli bir yapıt olduğu kabul ediliyor. The Scream resminin 1910’da yaptığı  2. bir versiyonu da yine Oslo’da Munch Müzesi’nde bulunuyor. 1892 yılında bu resimde konu ettiği  hislerini günlüğüne yazmış, tasdikli (!) çevirisini bulamadım, kendim çeviriyorum.

İki arkadaşımla yürüyordum

Güneş batıyordu

Melankolinin nefesini hissettim

Birden gözyüzü kan kırmızısına döndü

Durdum ve korkuluğa yaslandım

Ölümüne yorgundum

Alev almış bulutlara bakıyordum

Kan ve bıcak gibi, derin mavi fiyort ve şehrin üzerinde asılı

Arkadaşlarım yürümeye devam etti

Endişeden tir tir titreyerek orada durdum

Evrenden gelen muazzam ve sonsuz çığlığı duydum

Ressam  : Raphael - Raffaello Santi (1483-1520)
Resim  : Transfiguration (1520)
Nerede  :  Vatican Museum, Vatikan
Boyutu  : 4,05 m x 2,78 m
Melekleriyle ünlü İtalyan ressam Raffaello, henüz 16 yaşındayken ressam babasının izinden gidip Rönesans hareketlerine dahil oldu  ve ilk resimlerini yapmaya başladı. Hem çağdaşları hem de rakipleri diyebileceğimiz Michelangelo ve Da Vinci gibi o da sanatını önce Floransa’da geliştirdi, sonrasında Roma’da Papa II. Julius için yaptığı çalışmalarda zirveye taşıdı. Raffaello’nun ünlü rakiplerinden farkı, Hristiyanlıkla ilgili resimlerinde dine ve inanılanlara sadık kalması, resimlerin içine gizli mesajlar saklamaması ve manüplasyon gerektirecek girişimlerde bulunmamasıdır. Raffaello, sadece sanatı ile ilgilendi, mümkün olan en gerçekçi haliyle karakterleri resme dahil ederek yüksek rönesans sanatının öncülerinden oldu. Başkalaşım anlamına gelen “Transfiguration”  resmi son resmidir, ve henüz tamamlayamadan 37 yaşında vefat etmiştir. Resimde, Matthew’un İncil’ine dayanarak, İsa’nın Tabor Dağın’da Musa ve İlyas Peygamberlere görünmesi tasvir edilmiştir. High-res

Ressam  : Raphael - Raffaello Santi (1483-1520)

Resim  : Transfiguration (1520)

Nerede  :  Vatican Museum, Vatikan

Boyutu  : 4,05 m x 2,78 m

Melekleriyle ünlü İtalyan ressam Raffaello, henüz 16 yaşındayken ressam babasının izinden gidip Rönesans hareketlerine dahil oldu  ve ilk resimlerini yapmaya başladı. Hem çağdaşları hem de rakipleri diyebileceğimiz Michelangelo ve Da Vinci gibi o da sanatını önce Floransa’da geliştirdi, sonrasında Roma’da Papa II. Julius için yaptığı çalışmalarda zirveye taşıdı. Raffaello’nun ünlü rakiplerinden farkı, Hristiyanlıkla ilgili resimlerinde dine ve inanılanlara sadık kalması, resimlerin içine gizli mesajlar saklamaması ve manüplasyon gerektirecek girişimlerde bulunmamasıdır. Raffaello, sadece sanatı ile ilgilendi, mümkün olan en gerçekçi haliyle karakterleri resme dahil ederek yüksek rönesans sanatının öncülerinden oldu. Başkalaşım anlamına gelen “Transfiguration”  resmi son resmidir, ve henüz tamamlayamadan 37 yaşında vefat etmiştir. Resimde, Matthew’un İncil’ine dayanarak, İsa’nın Tabor Dağın’da Musa ve İlyas Peygamberlere görünmesi tasvir edilmiştir.

Ressam  : Rembrandt van Rijn (1606-1669)
Resim : Night Watch – Gece Devriyesi (1642)
Nerede  :  Rijksmuseum, Amsterdam, Hollanda
Boyutu  : 3,63 m x 4,37 m
Işığın ve gölgelerin ustası olarak bilinen  Rembrandt, barok tarzındaki resimleri ve ünlü otoportreleri ile Hollanda  Altın Çağı’nın en  verimli sanatçısıdır. Rembrandt’ın özel hayatı  acılarla dolu geçti, 60 yıllık yaşamında 4 çocuğunun ve 2 eşinin  vefatını yaşadı, 50 yaşındayken iflas etmesiyle tüm resimlerini ve mal  varlığını kaybetti. Yaşadığı dönemdeki rütbeli askerlerin, para  vererek şanlı resimlerini yaptırma egosu, her ne kadar resimler  bittiğinde hangi askerin daha havalı resmedildiği tartışma yaratsa da,  Rembrandt’ın sanatını geliştirmesinde büyük rol oynadı. Night Watch  resmini de komutan ve 17 muhafızı 100’er gulden ödeyerek yaptırdı.  İlginç bir not, resimdeki davulcu, komposizyon için resme dahil edilmiş  ve bir jest olarak ücretsiz olarak resimde yer almasına izin  verilmiştir. Rembrandt’ın askerlerin resmini yaparken, sanat adına bu  resimde ortaya koyduğu en vurucu nokta, aslında orada olmayan küçük bir  kızı ve yine orada hiç olmayan bir ışığın, o kızı apaçık  ortada bırakan halini, hayalgücüyle resme eklemiş olması. Bu resmin  kaderi de sahibinin şanssızlığını takip etti; 1715’te resim taşınırken,  büyük ölçüde soldan, her üç taraftan da kesilerek küçültüldü, malesef 2  karakter tamamen yok oldu, 1975’te ekmek bıçağı ile, 1990’da ise asit  ile vandal eylemlere hedef oldu. Resim restore edilerek  kutarılabildi ve bu yaralar sadece çok dikkatli bakıldığında  anlaşılabilir. High-res

Ressam  : Rembrandt van Rijn (1606-1669)

Resim : Night Watch – Gece Devriyesi (1642)

Nerede  :  Rijksmuseum, Amsterdam, Hollanda

Boyutu  : 3,63 m x 4,37 m

Işığın ve gölgelerin ustası olarak bilinen Rembrandt, barok tarzındaki resimleri ve ünlü otoportreleri ile Hollanda Altın Çağı’nın en  verimli sanatçısıdır. Rembrandt’ın özel hayatı acılarla dolu geçti, 60 yıllık yaşamında 4 çocuğunun ve 2 eşinin vefatını yaşadı, 50 yaşındayken iflas etmesiyle tüm resimlerini ve mal varlığını kaybetti. Yaşadığı dönemdeki rütbeli askerlerin, para vererek şanlı resimlerini yaptırma egosu, her ne kadar resimler bittiğinde hangi askerin daha havalı resmedildiği tartışma yaratsa da, Rembrandt’ın sanatını geliştirmesinde büyük rol oynadı. Night Watch resmini de komutan ve 17 muhafızı 100’er gulden ödeyerek yaptırdı. İlginç bir not, resimdeki davulcu, komposizyon için resme dahil edilmiş ve bir jest olarak ücretsiz olarak resimde yer almasına izin verilmiştir. Rembrandt’ın askerlerin resmini yaparken, sanat adına bu resimde ortaya koyduğu en vurucu nokta, aslında orada olmayan küçük bir kızı ve yine orada hiç olmayan bir ışığın, o kızı apaçık ortada bırakan halini, hayalgücüyle resme eklemiş olması. Bu resmin kaderi de sahibinin şanssızlığını takip etti; 1715’te resim taşınırken, büyük ölçüde soldan, her üç taraftan da kesilerek küçültüldü, malesef 2 karakter tamamen yok oldu, 1975’te ekmek bıçağı ile, 1990’da ise asit ile vandal eylemlere hedef oldu. Resim restore edilerek kutarılabildi ve bu yaralar sadece çok dikkatli bakıldığında anlaşılabilir.