Ressam : Leonardo da Vinci (1452-1519)
Resmin Adi : Mona Lisa - La Gioconda (1503-06 ve 1519)
Nerede : Louvre, Paris, Fransa
Boyutu : 77 cm x 53 cm
Mona Lisa için sadece Leonardo’nun değil, dünyanın en ünlü resmidir desek yeridir. Floransalı ipek tüccarı Francesco del Giocondo, Leonardo’dan eşi Lisa Gherardini’nin bir resmini yapmasını istemişti. Leonardo resmi yapmayı kabul etti ama her zamanki gibi resimle oyalandı, 4 yıl üzerinde çalıştı ama tamamlamadı. 1519’da Fransa’ya gittiğinde Mona Lisa’yı tekrar gözünün önene koyup tamamlayacaktı. Leonardo vefat ettiğinde, Napolyon resmi çok beğendiğinden bir süre sarayında tuttu. Sonra Louvre Müzesi’ne koyuldu. Louvre yönetimi için bir resmin, diğerlerinden daha özel kabul edilmesi ve ayrıcalık tanınması olacak iş değildi. Yıllarca ona da eşit muamele yapılması için uğraştılar. Ancak bir takım popüler olaylar resmin dünyaca ünlü olmasına sebep olunca ve ziyaretçilerin bir kısmı sadece “Mona Lisa”yı görmek için Louvre’a akın edince, yönetim, personelin ricasıyla, müze içine “Mona Lisa” tabelaları koymak zorunda kaldı. Mona Lisa bugün, kurşun geçirmez ve havası ayarlanmış özel bir cam koruma içinde sergileniyor. Peki neydi Mona Lisa’yı bu kadar özel kılan? Resmin özellikleri ayrı, neden bu kadar ünlü olduğu ayrı değerlendirilmeli aslında. Resmi farklı kılan özellikler, özellikle yüzünde tam olarak anlamlandırılamayan tebessüm. Rönesans döneminde, bir kadını oturarak resmetmek de pek de alışıldık durum değil. Hele ki arka fondaki peysaj! Genelde fon hiç kullanılmazken, arkada inanılmaz bir manzara var. Mona Lisa’nın bedeni, başka bir yöne, hatta uzağa bakacak şekilde yerleştirilmişken, yüzü izleyiciye dönük. Ve kaşları yok! Evet, hiç dikkat etmiş miydiniz? Mona Lisa kaşsız. O dönem kaşların tamamını aldırmak bir moda imiş, dolayısıyla Mona Lisa zaten kaşsız olabilir. Ama bir taraftan Rönesans’ın tarihçisi Vassari’nin Mona Lisa’nın kaşlarına methiyeler düzdüğü bir yazısı da var, bu da akla restorasyon sırasında yanlışıkla silinmiş olabileceği ihtimalini getiriyor. Diğer taraftan Vassari, resmi görmeden, Mona Lisa’nın illa bir kaşı olacağını düşünüp, kaşlarının güzelliğini uyurmuş da olabilir. İşte tarih 15.yy olunca, kaynaklar ve güvenililirliği biraz şaşıyor. Peki Mona Lisa’yı dünyaca ünlü yapan olaylar ne oldu? Bir kere, resim Fransa’da tamamlandığı ve Napolyon’a arkadaşı Leonardo’dan kalan, tamamlanmış nadir eserlerinden Mona Lisa’ya ilgi duyduğu için, resim zaten Fransa’da sevilmiş, sahiplenilmişti. Dünyaca ünlü olması ise 4 önemli olaya bağlanabilir. İlki 19. yy’da Fransız sembolist şairler, Mona Lisa’ya şiirlerinde yer vermeye başladılar, Mona Lisa’nın bir vampir, mezarları iyi tanıyan bir “femme fatale” yani baştan çıkarıcı bir kadın olduğunu iddia ettiler, bu da edebiyat dünyasını takip edenlerin ilgisini çekti. İkincisi, 1911’te eski bir Louvre çalışanı Mona Lisa’yı çaldı. 1913’te satmaya çalışırken yakalandı. Hırsız, “ulvi” hırsızlık amacını, Leonardo’nun İtalyan olduğunu ve dolayısıyla resmin İtalya’da bulunması gerektiğine inandığı şekilde açıkladı. Olay bütün gazetlerdeydi ve dünyada duymayan kalmadı. Üçüncüsü, 1919’da Marcel Duchamp, Mona Lisa kartpostalına bıyık ve sakal yaparak, ünlü Dadaizm eserlerinden birini ortaya çıkardı. Duchamp’ı anlatırken bahsetmiştim. Böylece Mona Lisa, Rönesans sanatına ilgi duymayan dadaist ve sürrealist camiada da ünlenmiş oldu. Son olarak Nat King Cole, 1950’de tüm dünyada hit olan ve 8 hafta 1 numaradan inmeden ünlü şarkısında Mona Lisa’dan şöyle bahsediyordu; Mona Lisa, bir aşığın aklını çelmek için mi bu gülümseme, yoksa kırık kalbini bu şekilde mi gizliyorsun? Nat King Cole’den şarkıyı dinlemek isterseniz linki http://goo.gl/NH0rq . İşte Mona Lisa, tüm bu özellikleri ve gerçekleşen olaylarla, Louvre yönetimi tercih etmese de en ülü resim oluverdi. Normalde, popülist işler ilgimi çekmez, hatta aksine bir önyargı duymama sebep olur. Louvre’da hayranı olduğum bir sürü resmi, Mona Lisa popülerliği sebeple bir dolu alakasız turistle birlikte gezmek de en olumsuz yanlarından biri. Ama Mona Lisa ile karşı karşıya kaldığım her anda, önyargılarım beni etkilemedi. Resmin karşısında donup kaldığımı söylemem lazım. Bir şekilde Mona Lisa’da sizi içine çeken bir şey var, bu ünlü olması değil. O tuhaf gülümseme ve arka fondaki derinlik insanı içine çekiyor, karşısında dikilip hayran gözlerle kala kalıyorsunuz. Leonardo’nun hayatını 2. ay dönümü olan 25 Nisan’da anlatmıştım, kısaca hayatını ve Kayalıklardaki Bakiye resminin hikayesini hatırlamak isterseniz linki http://goo.gl/HlpKL . High-res

Ressam : Leonardo da Vinci (1452-1519)

Resmin Adi : Mona Lisa - La Gioconda (1503-06 ve 1519)

Nerede : Louvre, Paris, Fransa

Boyutu : 77 cm x 53 cm

Mona Lisa için sadece Leonardo’nun değil, dünyanın en ünlü resmidir desek yeridir. Floransalı ipek tüccarı Francesco del Giocondo, Leonardo’dan eşi Lisa Gherardini’nin bir resmini yapmasını istemişti. Leonardo resmi yapmayı kabul etti ama her zamanki gibi resimle oyalandı, 4 yıl üzerinde çalıştı ama tamamlamadı. 1519’da Fransa’ya gittiğinde Mona Lisa’yı tekrar gözünün önene koyup tamamlayacaktı. Leonardo vefat ettiğinde, Napolyon resmi çok beğendiğinden bir süre sarayında tuttu. Sonra Louvre Müzesi’ne koyuldu. Louvre yönetimi için bir resmin, diğerlerinden daha özel kabul edilmesi ve ayrıcalık tanınması olacak iş değildi. Yıllarca ona da eşit muamele yapılması için uğraştılar. Ancak bir takım popüler olaylar resmin dünyaca ünlü olmasına sebep olunca ve ziyaretçilerin bir kısmı sadece “Mona Lisa”yı görmek için Louvre’a akın edince, yönetim, personelin ricasıyla, müze içine “Mona Lisa” tabelaları koymak zorunda kaldı. Mona Lisa bugün, kurşun geçirmez ve havası ayarlanmış özel bir cam koruma içinde sergileniyor. Peki neydi Mona Lisa’yı bu kadar özel kılan? Resmin özellikleri ayrı, neden bu kadar ünlü olduğu ayrı değerlendirilmeli aslında. Resmi farklı kılan özellikler, özellikle yüzünde tam olarak anlamlandırılamayan tebessüm. Rönesans döneminde, bir kadını oturarak resmetmek de pek de alışıldık durum değil. Hele ki arka fondaki peysaj! Genelde fon hiç kullanılmazken, arkada inanılmaz bir manzara var. Mona Lisa’nın bedeni, başka bir yöne, hatta uzağa bakacak şekilde yerleştirilmişken, yüzü izleyiciye dönük. Ve kaşları yok! Evet, hiç dikkat etmiş miydiniz? Mona Lisa kaşsız. O dönem kaşların tamamını aldırmak bir moda imiş, dolayısıyla Mona Lisa zaten kaşsız olabilir. Ama bir taraftan Rönesans’ın tarihçisi Vassari’nin Mona Lisa’nın kaşlarına methiyeler düzdüğü bir yazısı da var, bu da akla restorasyon sırasında yanlışıkla silinmiş olabileceği ihtimalini getiriyor. Diğer taraftan Vassari, resmi görmeden, Mona Lisa’nın illa bir kaşı olacağını düşünüp, kaşlarının güzelliğini uyurmuş da olabilir. İşte tarih 15.yy olunca, kaynaklar ve güvenililirliği biraz şaşıyor. Peki Mona Lisa’yı dünyaca ünlü yapan olaylar ne oldu? Bir kere, resim Fransa’da tamamlandığı ve Napolyon’a arkadaşı Leonardo’dan kalan, tamamlanmış nadir eserlerinden Mona Lisa’ya ilgi duyduğu için, resim zaten Fransa’da sevilmiş, sahiplenilmişti. Dünyaca ünlü olması ise 4 önemli olaya bağlanabilir. İlki 19. yy’da Fransız sembolist şairler, Mona Lisa’ya şiirlerinde yer vermeye başladılar, Mona Lisa’nın bir vampir, mezarları iyi tanıyan bir “femme fatale” yani baştan çıkarıcı bir kadın olduğunu iddia ettiler, bu da edebiyat dünyasını takip edenlerin ilgisini çekti. İkincisi, 1911’te eski bir Louvre çalışanı Mona Lisa’yı çaldı. 1913’te satmaya çalışırken yakalandı. Hırsız, “ulvi” hırsızlık amacını, Leonardo’nun İtalyan olduğunu ve dolayısıyla resmin İtalya’da bulunması gerektiğine inandığı şekilde açıkladı. Olay bütün gazetlerdeydi ve dünyada duymayan kalmadı. Üçüncüsü, 1919’da Marcel Duchamp, Mona Lisa kartpostalına bıyık ve sakal yaparak, ünlü Dadaizm eserlerinden birini ortaya çıkardı. Duchamp’ı anlatırken bahsetmiştim. Böylece Mona Lisa, Rönesans sanatına ilgi duymayan dadaist ve sürrealist camiada da ünlenmiş oldu. Son olarak Nat King Cole, 1950’de tüm dünyada hit olan ve 8 hafta 1 numaradan inmeden ünlü şarkısında Mona Lisa’dan şöyle bahsediyordu; Mona Lisa, bir aşığın aklını çelmek için mi bu gülümseme, yoksa kırık kalbini bu şekilde mi gizliyorsun? Nat King Cole’den şarkıyı dinlemek isterseniz linki http://goo.gl/NH0rq . İşte Mona Lisa, tüm bu özellikleri ve gerçekleşen olaylarla, Louvre yönetimi tercih etmese de en ülü resim oluverdi. Normalde, popülist işler ilgimi çekmez, hatta aksine bir önyargı duymama sebep olur. Louvre’da hayranı olduğum bir sürü resmi, Mona Lisa popülerliği sebeple bir dolu alakasız turistle birlikte gezmek de en olumsuz yanlarından biri. Ama Mona Lisa ile karşı karşıya kaldığım her anda, önyargılarım beni etkilemedi. Resmin karşısında donup kaldığımı söylemem lazım. Bir şekilde Mona Lisa’da sizi içine çeken bir şey var, bu ünlü olması değil. O tuhaf gülümseme ve arka fondaki derinlik insanı içine çekiyor, karşısında dikilip hayran gözlerle kala kalıyorsunuz. Leonardo’nun hayatını 2. ay dönümü olan 25 Nisan’da anlatmıştım, kısaca hayatını ve Kayalıklardaki Bakiye resminin hikayesini hatırlamak isterseniz linki http://goo.gl/HlpKL .

4. ay

Bugün 121. gün :)

365 gün, günde 1 resim anlatma hedefim, iş, güç, seyahat demeden, günün resmini o gün yazarak anlatmaya devam ediyor.

Hayaller umarım gerçek olacak :)

Ay dönümlerinin ayrı bir yeri var ben de biliyorsunuz. Onlar sadece kahramanım Michelangelo ve Leonardo resimleri için.

1. ay dönümünde Michelangelo’dan”Creation of Adam”

2. ay dönümünde Leonarda’dan “Virgin of the Rock”

3. ay dönümünde Michelangelo’dan “The Last Judgement”

ve 4. ay dönümü için Leonardo’dan “Mona Lisa”yı seçtim, onu anlatacağım.

Günde 1 Resim’de gezerken, ana sayfadan arşive - archive’a (http://gunde1resim.com/archive) tıklayıp, o an ilginizi çeken resme seçip, onu okumayı ihmal etmeyin :)

Okuyan, bu projeye değer veren herkese teşekkürler!

Sevgilerimle,

Oylum Yüksel

Ressam : Iman Maleki (1976)
Resmin Adi : A girl by the Window (2000)
Boyutu : 75 cm x 55 cm
İranlı Maleki, genç yaşına rağmen, “fotorealism” üslübunun en çarpıcı ressamlarından. “Fotorealism” yani “Fotogerçekçi” üslup, adı üzerinde, resimleri fotoğraftan ayırt edemeyeceğimiz kadar gerçekçi resmetme sanatı. Bu akım 1960’da Amerika’dan yayılmaya başladı. Geçmiş dönem gerçekçi ressamlar, konusunu gözünün önüne koyar, karşısında saatlerce titizlikle çalışarak bu gerçekçiliğe ulaşmaya çalışırdı. Ancak 1960’dan sonraki teknik, fotoğraftan da faydalanıyor. Yanlış anlaşılmasın, kimse fotoğrafın üzerine boya sürene ressam demez elbette. Ya ışık ve konu fotoğraflanıp, resmedilmek istenen sabit hali o fotoğrafa bakarak yapılıyor, ya da fotoğrafı kanvasa projeksiyon ile yansıtıp, görüntüdekiler tuvale aktarılıyor. Fotoğraf elbette, fotoğraf kadar gerçek resimlerin yapılmasında önemli bir yardımcı öğe, çağımız da buna ayak uydurmuş durumda. Ancak bu resimde Maleki’nin bu fotoğrafsı gerçekçiliğe hangi teknikle ulaştığını bilmiyorum, fotoğraf kullanmamış da olabilir, bu konuda bir açıklama bulamadım. Maleki, 15 yaşında ressam olmayı kafasına koymuş bir İranlı. Tahran Üniversitesi’nde güzel sanatlar eğitimini almış, özel dersler ile yeteneğini desteklemiş. 24 yaşında hem evlenip, hem de kendi stüdyosunu kurarak, daha düzenli bir hayata geçmiş. Maleki resimler yapmaya ve essam yetiştirmeye devam ediyor. 35 yaşında olmasına rağmen, İran’ın en önemli ressamları içinde adı geçiyor. Maleki’nin resimleri, bana Günde 1 Resim’de iki kez bahsettiğim Eugene de Blaas’ı çağrıştırıyor. Blaas, gerçekçi üslubunu muhteşem Venedikli kadınları konu alarak yansıtıyordu, Maleki ise dünyaca ünlü güzellikteki İranlı kadınları… Maleki’nin web sitesini ( http://imanmaleki.com/en/Galery/ ) ziyaret ederseniz, “Sisters and Book”, “Memory of that House”, “Omens of Hafez” ve “The old Album” resimlerine mutlaka göz atın. Benim favorim ise “Wish” isimli resmi, yakında mutlaka yer vereceğim. High-res

Ressam : Iman Maleki (1976)

Resmin Adi : A girl by the Window (2000)

Boyutu : 75 cm x 55 cm

İranlı Maleki, genç yaşına rağmen, “fotorealism” üslübunun en çarpıcı ressamlarından. “Fotorealism” yani “Fotogerçekçi” üslup, adı üzerinde, resimleri fotoğraftan ayırt edemeyeceğimiz kadar gerçekçi resmetme sanatı. Bu akım 1960’da Amerika’dan yayılmaya başladı. Geçmiş dönem gerçekçi ressamlar, konusunu gözünün önüne koyar, karşısında saatlerce titizlikle çalışarak bu gerçekçiliğe ulaşmaya çalışırdı. Ancak 1960’dan sonraki teknik, fotoğraftan da faydalanıyor. Yanlış anlaşılmasın, kimse fotoğrafın üzerine boya sürene ressam demez elbette. Ya ışık ve konu fotoğraflanıp, resmedilmek istenen sabit hali o fotoğrafa bakarak yapılıyor, ya da fotoğrafı kanvasa projeksiyon ile yansıtıp, görüntüdekiler tuvale aktarılıyor. Fotoğraf elbette, fotoğraf kadar gerçek resimlerin yapılmasında önemli bir yardımcı öğe, çağımız da buna ayak uydurmuş durumda. Ancak bu resimde Maleki’nin bu fotoğrafsı gerçekçiliğe hangi teknikle ulaştığını bilmiyorum, fotoğraf kullanmamış da olabilir, bu konuda bir açıklama bulamadım. Maleki, 15 yaşında ressam olmayı kafasına koymuş bir İranlı. Tahran Üniversitesi’nde güzel sanatlar eğitimini almış, özel dersler ile yeteneğini desteklemiş. 24 yaşında hem evlenip, hem de kendi stüdyosunu kurarak, daha düzenli bir hayata geçmiş. Maleki resimler yapmaya ve essam yetiştirmeye devam ediyor. 35 yaşında olmasına rağmen, İran’ın en önemli ressamları içinde adı geçiyor. Maleki’nin resimleri, bana Günde 1 Resim’de iki kez bahsettiğim Eugene de Blaas’ı çağrıştırıyor. Blaas, gerçekçi üslubunu muhteşem Venedikli kadınları konu alarak yansıtıyordu, Maleki ise dünyaca ünlü güzellikteki İranlı kadınları… Maleki’nin web sitesini ( http://imanmaleki.com/en/Galery/ ) ziyaret ederseniz, “Sisters and Book”, “Memory of that House”, “Omens of Hafez” ve “The old Album” resimlerine mutlaka göz atın. Benim favorim ise “Wish” isimli resmi, yakında mutlaka yer vereceğim.

Ressam : Georges de la Tour (1593-1656)
Resmin Adi : Magdalen with the Smoking Flame (1640)
Nerede : Los Angeles County Museum of Art, LA, USA
Boyutu : 117 cm x 91,76 cm
Fransız barok ressam La Tour, yeteneği 20. yy’da keşfedilene kadar adını kimsenin duymadığı ressamlardan biriydi. Şimdi ise en önemli Fransız barok ressamlardan biri olarak anılıyor. Eğitimi ile ilgili bilgiler oldukça zayıf, ancak tarzından, aynı dönem yaşayan ünlü ressam Caravaggio’dan esinlenmiş olabileceği düşünülüyor. Caravaggio ile şahsen tanışmasa ve resimlerini görmese bile, ondan etkilenmiş birileriyle arkadaş olmuş olabilir. La Tour’un günümüze ulaşan çok az resmi var. Mum ışığı ve loş ortamlar en çok tercih ettiği ışık ortamı. Zaten La Tour da mum ışığındaki ustalığını resimlere kusursuz yansıtması ile ünlü. Mum ışığının tüm ortama dağılması ve Magdelen üzerindeki gölgelerin gerçekçiliği resmin en çok takdir toplayan kısmı, gerçekten muazzam ve 17. yy’da pek görülmedik bir yetenek. La Tour, vefatına kadar resim yapmayı sürdürdü. Ancak salgın bir hastalık sebebilye La Tour ve ailesi vefat ettiler. La Tour ailesinden, sadece oğulları hayatta kaldı. Resimde Magdelen, elinde bir kafatası, oturmuş, derin düşüncelerce kaybolmuş. 2011 Sonbahar/Kış kampanyasını etkilendiği resimler üzerine kurgulayan ünlü ayakkabıcı Louboutin de, Magdalen’in bu dalgın halini fırsat bilip, önüne şaheserlerinden birini koyarak, fotoğraf çekimlerinde bu resmi kurgulamış.  Magdalen, her kadın kadın gibi hesap kitapla boğulmuş; bir ayakkabıya 2.000 TL vermeli mi, vermemeli mi? Louboutin kampanyası sayesinde, tekrar gündeme gelen bu resmi hatırlamış olduk. Louboutin’in “Magdalen with the Smoking Flame” uyarlamasını ve resimlerden ilham alan diğer fotoğrafları görmek isterseniz, buradalar http://goo.gl/PM0ou . High-res

Ressam : Georges de la Tour (1593-1656)

Resmin Adi : Magdalen with the Smoking Flame (1640)

Nerede : Los Angeles County Museum of Art, LA, USA

Boyutu : 117 cm x 91,76 cm

Fransız barok ressam La Tour, yeteneği 20. yy’da keşfedilene kadar adını kimsenin duymadığı ressamlardan biriydi. Şimdi ise en önemli Fransız barok ressamlardan biri olarak anılıyor. Eğitimi ile ilgili bilgiler oldukça zayıf, ancak tarzından, aynı dönem yaşayan ünlü ressam Caravaggio’dan esinlenmiş olabileceği düşünülüyor. Caravaggio ile şahsen tanışmasa ve resimlerini görmese bile, ondan etkilenmiş birileriyle arkadaş olmuş olabilir. La Tour’un günümüze ulaşan çok az resmi var. Mum ışığı ve loş ortamlar en çok tercih ettiği ışık ortamı. Zaten La Tour da mum ışığındaki ustalığını resimlere kusursuz yansıtması ile ünlü. Mum ışığının tüm ortama dağılması ve Magdelen üzerindeki gölgelerin gerçekçiliği resmin en çok takdir toplayan kısmı, gerçekten muazzam ve 17. yy’da pek görülmedik bir yetenek. La Tour, vefatına kadar resim yapmayı sürdürdü. Ancak salgın bir hastalık sebebilye La Tour ve ailesi vefat ettiler. La Tour ailesinden, sadece oğulları hayatta kaldı. Resimde Magdelen, elinde bir kafatası, oturmuş, derin düşüncelerce kaybolmuş. 2011 Sonbahar/Kış kampanyasını etkilendiği resimler üzerine kurgulayan ünlü ayakkabıcı Louboutin de, Magdalen’in bu dalgın halini fırsat bilip, önüne şaheserlerinden birini koyarak, fotoğraf çekimlerinde bu resmi kurgulamış.  Magdalen, her kadın kadın gibi hesap kitapla boğulmuş; bir ayakkabıya 2.000 TL vermeli mi, vermemeli mi? Louboutin kampanyası sayesinde, tekrar gündeme gelen bu resmi hatırlamış olduk. Louboutin’in “Magdalen with the Smoking Flame” uyarlamasını ve resimlerden ilham alan diğer fotoğrafları görmek isterseniz, buradalar http://goo.gl/PM0ou .

Ressam : Rene Magritte (1898-1967)
Resmin Adi : La Golconde  (1953)
Nerede : The Menil Collection, Texas, USA
Boyutu : 81 cm x 100 cm
Magritte, meşhur melon şapkasını ilk kez “The  Son of Man” resminde kullanmamıştı, ondan 11 yıl kadar önce yaptığı  resimde onlarca melon şapkalı adam vardı. Üstelk Magritte de böyle giyinirdi, melon şapka takmayı severdi. Golconde, Hindistan’da  elmaslarıyla ünlü bir şehir. İngilizcede bu kelime adeta “değerli taş”  ile aynı anlamda kullanılır olmuş. Magritte’nin şair arkadaşı da bu  resme, bu ismi vermesini önermiş. Hayır, resmindeki binalar Golconde şehrinden değil, ya da melon şapkalı amcalar elmas peşinde değil. Resimde Magritte’in yaptığı bu melon şapkalı adamları bir elmas gibi kusursuz bir şekilde dizmesi, Golconde ismini de bu sebeple çağrıştırıyor. Melon şapkalıların dizimi milimetrik hesaplanmış. Ancak hepsi aynı yöne bakmıyor, kimi bize dönük, bize sağa veya sola. Resme baktığınızda, melon şapkalıların sabit durduğunu da hissedebilirsiniz, yağmur damlaları gibi aşağı indiğini de ya da tam tersi, uçan balon gibi yükseldiğini… Tamamen sizin bakış açınıza kalmış. Ben mi? Nedense, yükseldiklerini hissediyorum. Magritte’i 8 Nisan’da anlatmıştım, hatırlamak isterseniz linki burada http://goo.gl/83hc6 . High-res

Ressam : Rene Magritte (1898-1967)

Resmin Adi : La Golconde  (1953)

Nerede : The Menil Collection, Texas, USA

Boyutu : 81 cm x 100 cm

Magritte, meşhur melon şapkasını ilk kez “The Son of Man” resminde kullanmamıştı, ondan 11 yıl kadar önce yaptığı resimde onlarca melon şapkalı adam vardı. Üstelk Magritte de böyle giyinirdi, melon şapka takmayı severdi. Golconde, Hindistan’da elmaslarıyla ünlü bir şehir. İngilizcede bu kelime adeta “değerli taş” ile aynı anlamda kullanılır olmuş. Magritte’nin şair arkadaşı da bu resme, bu ismi vermesini önermiş. Hayır, resmindeki binalar Golconde şehrinden değil, ya da melon şapkalı amcalar elmas peşinde değil. Resimde Magritte’in yaptığı bu melon şapkalı adamları bir elmas gibi kusursuz bir şekilde dizmesi, Golconde ismini de bu sebeple çağrıştırıyor. Melon şapkalıların dizimi milimetrik hesaplanmış. Ancak hepsi aynı yöne bakmıyor, kimi bize dönük, bize sağa veya sola. Resme baktığınızda, melon şapkalıların sabit durduğunu da hissedebilirsiniz, yağmur damlaları gibi aşağı indiğini de ya da tam tersi, uçan balon gibi yükseldiğini… Tamamen sizin bakış açınıza kalmış. Ben mi? Nedense, yükseldiklerini hissediyorum. Magritte’i 8 Nisan’da anlatmıştım, hatırlamak isterseniz linki burada http://goo.gl/83hc6 .

Ressam : Edward Hopper (1882-1967)
Resmin Adi : The Lighthouse at Two Lights (1929)
Nerede : Metropolitan, New York, ABD
Boyutu : 74,9 cm x 109,9 cm
Bu resim Hopper’ın, Gece Şahinleri’nden 13 yıl kadar önce, Maine’de geçirdiği yaz tatili sırasında yaptığı resimlerinden biri. Resimde anlam arayacak olursanız laf söyleyen çok. Sözümona bu deniz feneri; yalnız bireylerin, endüstriyel toplumdaki değişimle, soğukkanlı yüzleşmelerini sembolize ediyormuş. Peh! Okuyanlar bilir, Hopper’ın özelliği, yalınlıktan hoşlanması ve bunu resimlerine taşımasıydı. Resimleri, bir alt metin içermedi ya da o, anlam içermesinden hoşlanmadı. Hopper’ın resmini yapmaya değer bulduğu bu bu deniz feneri, bizim de karşımıza çıksa, aynı açıdan bir fotoğrafını çekmeyi hayal ederdik muhtemelen. Yalın, tertemiz ve basitliğine rağmen seyretmek isteyeceğiniz bir resim. Hatırlamak isteyenler için Hopper’ın kısaca hayatı burada http://goo.gl/Ra8d0 . High-res

Ressam : Edward Hopper (1882-1967)

Resmin Adi : The Lighthouse at Two Lights (1929)

Nerede : Metropolitan, New York, ABD

Boyutu : 74,9 cm x 109,9 cm

Bu resim Hopper’ın, Gece Şahinleri’nden 13 yıl kadar önce, Maine’de geçirdiği yaz tatili sırasında yaptığı resimlerinden biri. Resimde anlam arayacak olursanız laf söyleyen çok. Sözümona bu deniz feneri; yalnız bireylerin, endüstriyel toplumdaki değişimle, soğukkanlı yüzleşmelerini sembolize ediyormuş. Peh! Okuyanlar bilir, Hopper’ın özelliği, yalınlıktan hoşlanması ve bunu resimlerine taşımasıydı. Resimleri, bir alt metin içermedi ya da o, anlam içermesinden hoşlanmadı. Hopper’ın resmini yapmaya değer bulduğu bu bu deniz feneri, bizim de karşımıza çıksa, aynı açıdan bir fotoğrafını çekmeyi hayal ederdik muhtemelen. Yalın, tertemiz ve basitliğine rağmen seyretmek isteyeceğiniz bir resim. Hatırlamak isteyenler için Hopper’ın kısaca hayatı burada http://goo.gl/Ra8d0 .

Ressam  :  Paolo Veronese  (1538-1588)
Resim  :  The Feast in the House of Levi (1573)
Nerede  : Gallerie de Accademia, Venedik, İtalya
Boyutu  : 5,55 m x 12,85 m
Veronese bu resmi yaptığında, o güne kadar dünyada bir kanvasa yapılmış en büyük resimdi. Aslında bu resmin adı, The Last Supper, yani tıpkı Da Vinci’nin İncil’deki hikayeden esinlenerek boyadığı sahne. Aynı hikayeyi, Titian da Venedik’te resmetmişti ancak resim bir yangında yanmıştı. Bu sebeple Venedikliler, Veronese’den The Last Supper sahnesini tekrar resmetmesini istediler. Ancak sonuç bombaydı; İsa ve ünlü yemek sahnesi, cüceler, soytarılar, sarhoşlar içeriyordu. Olaylar çıktı, davalar oldu; Veronese küstahlık ve dine hakaret etmekle suçlandı. Veronese’ye 3 ay içinde resimdeki garip karakterleri silmesi emredildi. Ancak gördüğünüz gibi karakterler hala duruyor; uyanık Veronese resmi ve komposizyonunu korumak için resme dokunmadı, sadece resmin adını değiştirdi. Resmin adı artık “Son Akşam Yemeği” değil, “Levi’de Ziyafet”. Veronese’den 9 Mart’ta bahsetmiştim, hatırlamak isterseniz  http://goo.gl/K4oX0 . High-res

Ressam  :  Paolo Veronese  (1538-1588)

Resim  :  The Feast in the House of Levi (1573)

Nerede  : Gallerie de Accademia, Venedik, İtalya

Boyutu  : 5,55 m x 12,85 m

Veronese bu resmi yaptığında, o güne kadar dünyada bir kanvasa yapılmış en büyük resimdi. Aslında bu resmin adı, The Last Supper, yani tıpkı Da Vinci’nin İncil’deki hikayeden esinlenerek boyadığı sahne. Aynı hikayeyi, Titian da Venedik’te resmetmişti ancak resim bir yangında yanmıştı. Bu sebeple Venedikliler, Veronese’den The Last Supper sahnesini tekrar resmetmesini istediler. Ancak sonuç bombaydı; İsa ve ünlü yemek sahnesi, cüceler, soytarılar, sarhoşlar içeriyordu. Olaylar çıktı, davalar oldu; Veronese küstahlık ve dine hakaret etmekle suçlandı. Veronese’ye 3 ay içinde resimdeki garip karakterleri silmesi emredildi. Ancak gördüğünüz gibi karakterler hala duruyor; uyanık Veronese resmi ve komposizyonunu korumak için resme dokunmadı, sadece resmin adını değiştirdi. Resmin adı artık “Son Akşam Yemeği” değil, “Levi’de Ziyafet”. Veronese’den 9 Mart’ta bahsetmiştim, hatırlamak isterseniz  http://goo.gl/K4oX0 .

Ressam : Diego Rivera (1886-1957)
Resmin Adi : Jacques Lipchitz (1914)
Nerede : Moma, New York, ABD
Boyutu : 65,1 cm x 54.9 cm
Rivera’nın bir dönem Picasso’nun etkisiyle kübik resimler yaptığından bahsetmiştim, işte bu resim onlardan biri. Resme konu olan Jacques Lipchitz ise, Paris’te yaşamış, Litvanyalı ünlü bir kübist heykeltraş.  Rivera’yı 24 Nisan’da anlatmıştım, Şener Şen video destekli anlatımı hatırlamak isterseniz linki: http://goo.gl/KM3be . High-res

Ressam : Diego Rivera (1886-1957)

Resmin Adi : Jacques Lipchitz (1914)

Nerede : Moma, New York, ABD

Boyutu : 65,1 cm x 54.9 cm

Rivera’nın bir dönem Picasso’nun etkisiyle kübik resimler yaptığından bahsetmiştim, işte bu resim onlardan biri. Resme konu olan Jacques Lipchitz ise, Paris’te yaşamış, Litvanyalı ünlü bir kübist heykeltraş.  Rivera’yı 24 Nisan’da anlatmıştım, Şener Şen video destekli anlatımı hatırlamak isterseniz linki: http://goo.gl/KM3be .

Ressam : Umberto Boccioni (1882-1916)
Resmin Adi : Dynamism of a Soccer Player (1913)
Nerede. : Moma, New York, ABD
Boyutu :  193,2 cm x  203 cm
Fütürizm akımının öncülerinden Boccioni, Roma’da sanat eğitimi aldı. Resimde farklı dalları denedi. Noktacılık akımı yani neo-impressionism üzerine dersler aldı. Paris’te bulunduğu sürede, herkes gibi o da izlenimcilikten etkilendi, hem impressionism hem de post-impressionism akımından eserler üretti. İtalya’ya geri döndüğünde arayışı devam ediyordu. Marinetti ile arkadaş oldu ve birlikte oluşturacakları Fütürizm yani Gelecekçilik akımı üzerine çalıştılar. Böylece Fütürizm 20.yy başlarında İtalya’da ortaya çıkıp, edebiyat ve sanat alanında diğer ülkeleride etkiledi. Fütürizm’i tanımlamak için Boccioni ve Marinetti’nin birlikte yazdığı manifesto, bu akımın faşizm ile bağdaşmasına sebep olacak anlamlar içerdi. Geçmişten gelen sanat anlayışına bir çizgi çekip, yepyeni bir anlayışa odaklandılar. Bu, resimde dinamizm ve hızı ana konu alan bir yönde, edebiyatta ise anlamlı cümlelere karşı durup, kelimelere özgürlüğü hedefleyen bir yönde gelişti. Boccioni Venedik ve Verona’da bulundu. Resim kadar heykele de önem verdi. Ancak sadece 34 yaşındayken, attan düşerek yaralandı ve hemen ertesi gün vefat etti. Bu resim, Moma’da karşılaştığım anda, beni kendine kilitledi. Futbolcunun dinamizmini anlatan resim, benim gibi soyut sanattan pek hoşlanmayanlar için bile oldukça çekici :) High-res

Ressam : Umberto Boccioni (1882-1916)

Resmin Adi : Dynamism of a Soccer Player (1913)

Nerede. : Moma, New York, ABD

Boyutu : 193,2 cm x 203 cm

Fütürizm akımının öncülerinden Boccioni, Roma’da sanat eğitimi aldı. Resimde farklı dalları denedi. Noktacılık akımı yani neo-impressionism üzerine dersler aldı. Paris’te bulunduğu sürede, herkes gibi o da izlenimcilikten etkilendi, hem impressionism hem de post-impressionism akımından eserler üretti. İtalya’ya geri döndüğünde arayışı devam ediyordu. Marinetti ile arkadaş oldu ve birlikte oluşturacakları Fütürizm yani Gelecekçilik akımı üzerine çalıştılar. Böylece Fütürizm 20.yy başlarında İtalya’da ortaya çıkıp, edebiyat ve sanat alanında diğer ülkeleride etkiledi. Fütürizm’i tanımlamak için Boccioni ve Marinetti’nin birlikte yazdığı manifesto, bu akımın faşizm ile bağdaşmasına sebep olacak anlamlar içerdi. Geçmişten gelen sanat anlayışına bir çizgi çekip, yepyeni bir anlayışa odaklandılar. Bu, resimde dinamizm ve hızı ana konu alan bir yönde, edebiyatta ise anlamlı cümlelere karşı durup, kelimelere özgürlüğü hedefleyen bir yönde gelişti. Boccioni Venedik ve Verona’da bulundu. Resim kadar heykele de önem verdi. Ancak sadece 34 yaşındayken, attan düşerek yaralandı ve hemen ertesi gün vefat etti. Bu resim, Moma’da karşılaştığım anda, beni kendine kilitledi. Futbolcunun dinamizmini anlatan resim, benim gibi soyut sanattan pek hoşlanmayanlar için bile oldukça çekici :)

Ressam  : Eugène Delacroix  (1798-1863)
Resim : Orphan Girl at the Cemetery (1823-24)
Nerede  :  Louvre, Paris, Fransa
Boyutu  : 66 cm x 54 cm
Delacroix’nun Orphan Girl at the Cemetery, yani Mezarlıktaki Yetim Kız resmi, birçok kişiye göre başka bir resmin ön çalışmasıdır; ancak bana sorarsanız başlı başına bir başyapıttır. Genç kızın yüzündeki ürkeklik ve hissettiği korku ile dolan gözleri fazlasıyla dokunaklı. Resmi ön çalışma olduğunu iddia edenler için, ana resim “Scene des massacres de Scio”, yani Sakız Adası Katliamı resmidir. Osmanlı ordusunun, Yunan sivilleri öldürmesine çok gücenen Delacroix, bir dalkavuk olarak devlete yanaşmak için bu resmi yapmıştır. Eh, güzel de yapmıştır ama bu şüphesiz  Orphan Girl at the Cemetery resminin bir eksiz bile olsa, kendi başına bir baş yapıt olmasını engellemez. Delacroix’dan 20 Mart2ta bahsetmiştim, hatırlamak isterseniz linki http://goo.gl/Qu4E7 . High-res

Ressam  : Eugène Delacroix  (1798-1863)

Resim : Orphan Girl at the Cemetery (1823-24)

Nerede  :  Louvre, Paris, Fransa

Boyutu  : 66 cm x 54 cm

Delacroix’nun Orphan Girl at the Cemetery, yani Mezarlıktaki Yetim Kız resmi, birçok kişiye göre başka bir resmin ön çalışmasıdır; ancak bana sorarsanız başlı başına bir başyapıttır. Genç kızın yüzündeki ürkeklik ve hissettiği korku ile dolan gözleri fazlasıyla dokunaklı. Resmi ön çalışma olduğunu iddia edenler için, ana resim “Scene des massacres de Scio”, yani Sakız Adası Katliamı resmidir. Osmanlı ordusunun, Yunan sivilleri öldürmesine çok gücenen Delacroix, bir dalkavuk olarak devlete yanaşmak için bu resmi yapmıştır. Eh, güzel de yapmıştır ama bu şüphesiz  Orphan Girl at the Cemetery resminin bir eksiz bile olsa, kendi başına bir baş yapıt olmasını engellemez. Delacroix’dan 20 Mart2ta bahsetmiştim, hatırlamak isterseniz linki http://goo.gl/Qu4E7 .

Ressam  : Mertim Gökalp (1981)
Resim : Transient (2011)
Dünyaca ünlü ressamların, resimlerini her gün birer birer hatırlamak çok keyifli, ama işin en heyecanlı tarafı, genç ve yeni ressamları keşfetmek.  21 Mayıs’ta 32 yaşındaki Norveçli ressam Helena Knoop’u keşfetmiştik. Bugün ise Avustralya’da yaşayan bir Türk ressam, Mert Gökalp’i keşfediyoruz.  Gökalp, 1981 doğumlu, yani sadece 30 yaşında. 2008 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar’dan mezun oldu. 2008 yılından bu yana, kariyerine yurtiçi ve yurtdışından 10 karma, 3 kişisel sergi sığdırdı. Melbourne ve Sidney’de düzenlenen yarışmalarda, 4 kez finalist oldu, 1 kez büyük ödül kazandı. Gökalp’in resimlerinde, genellikle “insan” başrolde. 2011 yılı itibariyle ise, resimlerinde inanılmaz bir gerçekçilik üslubu gözlemlenebilir. Öyleki, resimleri fotoğraftan ayırt etmek neredeyse imkansız. Gelip geçici anlamındaki “Transient” resmi de Sidney’de, şu an çalışmalarını sürdürdüğü One+2 Studios’da,  bu sene yaptığı yep yeni resimlerinden biri. Mert Gökalp’in diğer resimlerini de görmek isterseniz, web sitesi ; http://www.mertim.com.au/ .

Ressam  : Mertim Gökalp (1981)

Resim : Transient (2011)

Dünyaca ünlü ressamların, resimlerini her gün birer birer hatırlamak çok keyifli, ama işin en heyecanlı tarafı, genç ve yeni ressamları keşfetmek.  21 Mayıs’ta 32 yaşındaki Norveçli ressam Helena Knoop’u keşfetmiştik. Bugün ise Avustralya’da yaşayan bir Türk ressam, Mert Gökalp’i keşfediyoruz.  Gökalp, 1981 doğumlu, yani sadece 30 yaşında. 2008 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar’dan mezun oldu. 2008 yılından bu yana, kariyerine yurtiçi ve yurtdışından 10 karma, 3 kişisel sergi sığdırdı. Melbourne ve Sidney’de düzenlenen yarışmalarda, 4 kez finalist oldu, 1 kez büyük ödül kazandı. Gökalp’in resimlerinde, genellikle “insan” başrolde. 2011 yılı itibariyle ise, resimlerinde inanılmaz bir gerçekçilik üslubu gözlemlenebilir. Öyleki, resimleri fotoğraftan ayırt etmek neredeyse imkansız. Gelip geçici anlamındaki “Transient” resmi de Sidney’de, şu an çalışmalarını sürdürdüğü One+2 Studios’da,  bu sene yaptığı yep yeni resimlerinden biri. Mert Gökalp’in diğer resimlerini de görmek isterseniz, web sitesi ; http://www.mertim.com.au/ .

Ressam : Pablo Picasso  (1881-1973 )
Resmin Adi : Les Demoiselles d’Avignon (1907)
Nerede. : Moma, New York, ABD
Boyutu : 243,9 cm x 233,7 cm
Avignon’lu Kızlar, Picasso’nun henüz kübizm’in adı konmadan önce yaptığı resmidir. Picasso’yu daha önce anlatmıştım, hatırlamak isteyenler için linki http://goo.gl/BOli0 . Picasso bu resmi yapatken, Ingres’in 1862’de yaptığı The Turkish Bath adlı ünlü eserinden ilham almıştı. Ingres’in resmine ise bu linkten http://goo.gl/bxkjH ulaşabilirsiniz. High-res

Ressam : Pablo Picasso (1881-1973 )

Resmin Adi : Les Demoiselles d’Avignon (1907)

Nerede. : Moma, New York, ABD

Boyutu : 243,9 cm x 233,7 cm

Avignon’lu Kızlar, Picasso’nun henüz kübizm’in adı konmadan önce yaptığı resmidir. Picasso’yu daha önce anlatmıştım, hatırlamak isteyenler için linki http://goo.gl/BOli0 . Picasso bu resmi yapatken, Ingres’in 1862’de yaptığı The Turkish Bath adlı ünlü eserinden ilham almıştı. Ingres’in resmine ise bu linkten http://goo.gl/bxkjH ulaşabilirsiniz.

Ressam  : Roy Lichtenstein (1923-1997)
Resim  : Drawning Girl (1963)
Nerede  : Moma, New York, ABD
Boyutu  : 171,6 cm x 169,5 cm
Lichtenstein’ın ben-day dotlu resimlerinin en büyük ilham kaynağı her zaman çizgi romanlardı. Bu resminde de ilham kaynağı, hatta bire bir kopyalama desek daha yerinde olur, DC Comics tarafından yayınlanan “Run for Love” dan bir kareydi. Hikayede, korkunç dalgalar arasında ters dönen bir bot, o bota tutunmayı başarmış genç bir adam ve dalgalarda esas oğlana sırtı dönük bir küskün bir kadın… Ayağıma kıramp da girse, senden yardım istemek yerine boğulmayı tercih ederim diyor :) Lichtenstein sadece kadının olduğu kareye odaklanmış, birkça küçük değişiklikle bu resmi, orjinal hikayenin yayınlanmasından 1 yıl sonra resmetmiştir. Merak edenler için Run for Love orjinal karesi burada http://goo.gl/MM0Ar . Lichtenstein’dan 1 Mart’ta bahsetmiştim, hatırlamak isteyenler için linki http://goo.gl/cSJVI . High-res

Ressam  : Roy Lichtenstein (1923-1997)

Resim  : Drawning Girl (1963)

Nerede  : Moma, New York, ABD

Boyutu  : 171,6 cm x 169,5 cm

Lichtenstein’ın ben-day dotlu resimlerinin en büyük ilham kaynağı her zaman çizgi romanlardı. Bu resminde de ilham kaynağı, hatta bire bir kopyalama desek daha yerinde olur, DC Comics tarafından yayınlanan “Run for Love” dan bir kareydi. Hikayede, korkunç dalgalar arasında ters dönen bir bot, o bota tutunmayı başarmış genç bir adam ve dalgalarda esas oğlana sırtı dönük bir küskün bir kadın… Ayağıma kıramp da girse, senden yardım istemek yerine boğulmayı tercih ederim diyor :) Lichtenstein sadece kadının olduğu kareye odaklanmış, birkça küçük değişiklikle bu resmi, orjinal hikayenin yayınlanmasından 1 yıl sonra resmetmiştir. Merak edenler için Run for Love orjinal karesi burada http://goo.gl/MM0Ar . Lichtenstein’dan 1 Mart’ta bahsetmiştim, hatırlamak isteyenler için linki http://goo.gl/cSJVI .

Ressam  : Edouard Manet (1832-1883)
Resim  : The Spanish Singer (1860)
Nerede  : Metropolitan, New York, ABD
Boyutu : 147,3 cm x 114,3 cm
Bir görüşte Manet’ye ait olduğunu tahmin edemeyeceğimiz, ilginç bir resim. Resmin üst kısmı barok, alt tarafı pop gibi ;) Bu resim Manet’nin kendini ispat etmesini sağladı ve Paris Salon’da ilk yayınlanan resmi oldu. Manet’yi daha önce anlatmıştım, merak edenler için linki http://goo.gl/mcelW . High-res

Ressam  : Edouard Manet (1832-1883)

Resim  : The Spanish Singer (1860)

Nerede  : Metropolitan, New York, ABD

Boyutu : 147,3 cm x 114,3 cm

Bir görüşte Manet’ye ait olduğunu tahmin edemeyeceğimiz, ilginç bir resim. Resmin üst kısmı barok, alt tarafı pop gibi ;) Bu resim Manet’nin kendini ispat etmesini sağladı ve Paris Salon’da ilk yayınlanan resmi oldu. Manet’yi daha önce anlatmıştım, merak edenler için linki http://goo.gl/mcelW .

Ressam : Claude Oscar Monet (1840-1926)
Resmin Adi : The Houses of Parliament (Effect of Fog) (1903-04)
Nerede : Metropolitan, New York, ABD
Boyutu : 81,3 cm x  92,4 cm
Londra’nın ünlü Parlamento Binası, bir diğer adıyla Westminister Sarayı, Monet’nin 2. Londra seyahatinde adeta saplantısı oldu. Kaldığı odanın penceresinden görünen, Parlamento Binası manzarasını, günün farklı saatlerinde ve hava koşullarında, aynı boyuttaki tuvallere 13 kez resmetti. Bu sisli havada yaptığı versiyonu. Monet’yi 30 Mart’ta anlatmıştım, hatırlamak isteyenler için linki http://goo.gl/9u6vR . High-res

Ressam : Claude Oscar Monet (1840-1926)

Resmin Adi : The Houses of Parliament (Effect of Fog)
 (1903-04)

Nerede : Metropolitan, New York, ABD

Boyutu : 81,3 cm x  92,4 cm

Londra’nın ünlü Parlamento Binası, bir diğer adıyla Westminister Sarayı, Monet’nin 2. Londra seyahatinde adeta saplantısı oldu. Kaldığı odanın penceresinden görünen, Parlamento Binası manzarasını, günün farklı saatlerinde ve hava koşullarında, aynı boyuttaki tuvallere 13 kez resmetti. Bu sisli havada yaptığı versiyonu. Monet’yi 30 Mart’ta anlatmıştım, hatırlamak isteyenler için linki http://goo.gl/9u6vR .